Köy izlenimleri
Birçok köy ve kasabaya gittim ve Güneydoğu-İç Anadolu’nun önemli bir kısmı hariç, Türkiye’nin önemli bir kısmını gezdim. Bu geziler sırasında,mümkün mertebe gittiğim yerleri,insanlarını tanımaya gayret ederim. Yani “rakı-şiş kebap” tuzağına kolay kolay düşmem.
Köyler ve kasabalar artık yavaş yavaş değişiyor. Örneğin bırakın köyü kasabayı, eskiden küçük bir şehre gittiğinizde bile “İstanbuldan gelmek” büyük bir olaydı. 1991 senesinde Edirne’ye gittiğimde, o zaman “resmi” olarak ithal edilmeyen bir 501 vardı üzerimde. Kuzenimin arkadaşları, 501 ile ilgili birsürü şehir efsanesi sıralamıştı, “bu yanmıyormuş doğru mu?” diyenler olmuştu. Hava atmak yerine doğrusu biraz üzülmüştüm, çünkü en azından Edirne’de tanıdığım insanların önemli bir kısmı, İstanbul’daki akranlarından daha zeki, daha olgun, daha bir yontulmuştu. Aynı duyguyu Türkiye’ye gelen Ruslara karşı da beslemişimdir. Kapitalizmin, zenginlik farklarının çok çirkin bir yüzü bu.
Bunun dışında, İstanbul’dan gelenlerin daha bir bilge olduğuna filan inanılırdı. İnsanlar, saçmasapan konularda bile merakla düşüncelerinizi sorardı. Birçoğu, sanki İstanbul’da yaşayanlar çok daha ileri bir medeniyetten geliyormuş gibi, sizi otomatik olarak zeki,üstün, hatta yakışıklı filan zannederdi.
Bu zamanla değişti.
Köyde de değişen bazı şeyler var. Örneğin, birçok 10 yaşın altındaki çocuk, son derece düzgün bir Türkçeyle konuşuyorlar. Bunu görmek beni çok sevindirdi. Düzgün Türkçe’den kastım sadece şive filan değil; kelime zenginliği, düzgün cümleler, boş laf azlığı. Maalesef, orta yaş üzerinde hiçbir yontulma ifadesi yok. Yaşlılar bile değişimi yavaş yavaş kabulleniyorlar; en yobaz kesim genelde 25-45 yaş arası diyebilirim.
Dedikodu inanılmaz safhada; bunu biraz anlayabiliyorum. İnsanlar senede 1 ay çalışıyorlar, erkekler ya camide, ya kahvedeler. Kadınlarsa genelde tarlada ve komşu ziyaretleriyle sosyalleşme çabasında.Eğitim ve kültür düzeyi düşük olunca, konuşma arzusu “dedikodu” şeklinde tezahür ediyor,bu da anlaşılması zor bir olgu filan değil.
Türkiye’de hemen hemen her insanda olan “gösteriş”, köylerde de devam ediyor. Örneğin, gösterişli düğünler yapabilmek için evlerini satanlar var. Araba almak da eski bir moda; ucuz Alman arabaları (Volkswagen özellikle) bir hayli popüler. Tarlasını filan satıp araba alanlar, sonraki sene de benzinini koyacak parayı bulamayanlar var.
Silah manyaklığı biraz durulmuş gibi; kurusıkılar artık gerçek tabancalardan daha popüler. Fiyatı ucuz, bulması kolay, mermisi ucuz,MKE ile uğraşma derdi yok. Zaten en azından Karadeniz’de, önemli olan silahın sesi. Amaçsız şebekler gibi havaya ateş etmeleri de bu yüzden zaten.
Hala İstanbul’luları anormal zengin zannediyorlar. Köyde masraflar inanılmaz derecede az şehirlere göre. Su ve elektrik bile çok ucuz. Et fazla ucuz olmasa da, özellikle sebze meyve fiyatları İstanbul’dan 3-5 kat ucuz. Üstelik çok daha lezzetli. Onun dışında, zaten toprağınız varsa, ister istemez kendinizi sebze-meyve dikerken buluyorsunuz. Bu benim gibi şehirlilerde arsızlık halini alıyor.Sözgelimi, kimse kabak yemediği halde, bahçede sayısız kabak var. Köyde yaşayan biri, cüzdanınızdaki parayı filan görünce, şehir şartlarıyla kendi yaşamını kıyaslayıp çok zengin olduğunuzu zannediyor. Oysa onun yıllık mutfak masrafı, benim 3 aylık benzin masrafımdan daha az. Bunların hesabını yapamadıkları için, büyük şehirlerde yaşamak cazip geliyor onlara.
Köyde mahremiyet diye Bir şey yok. İnsanlar kapınızı açıp direk yatak odanıza filan girebiliyorlar. Kapının kilitli olması tuhaf karşılanıyor.
Genelde 40 yaşın üzerindeki herkes kahveleri dolduruyor. Sohbet konuları fiks: Trabzonspor,fındık fiyatı, alt düzeyde siyaset.
Karadeniz’de çok tuhaf köyler de var. Aslında, bu Karadeniz’e has bir durum değil. Fakir (ama iyi beslenen) köylerden pırlanta gibi adamlar çıkabiliyor. Fakirliğin ölçüsü genelde toprakla alakalı. Benim bulunduğum köyün epey üstünde bir köy var, bir dönem köyün gençlerinin hepsi üniversite mezunuymuş; bu oran hiçbir zaman %80′in altına düşmemiş.
adonis :
Ağu 04, 07 at 12:50 amOooo barış beyler çoktan gitmiş de haberimiz yok. Neyse artık madem ordasınız geziniz, görünüz dönünce bize anlatınız efendim. Kendinize iyi bakınız oralarda top oynadıktan sonra terli terli su içmeyiniz. Şaka maka fındık ve mısır isterim ona göre hadi iyi tatiller
punkthepump :
Ağu 05, 07 at 9:50 amgözlemlerinizi paylaştığınız için teşekkürler