Notamatik’e cevap/2: Türkiye’de gerçek bir laiklik-şeriat sorunu var mı?

Din, bireylerin hayatında çok belirleyici olabilse de, dünya ve kurumlar üzerindeki etkisi semboliktir. Maalesef, birçok tarihçinin de dinin etkisini çok iyi anlamadığını düşünüyorum. Bunun en büyük kanıtı şudur: Liselerde okutulan tarih kitaplarında bile, “Arap din kardeşlerimizin, gavur İngilizlerle bir olup bizi sırtımızdan vurduğu” söylenir. Gerçek ise bambaşka; Araplar çökmekte olan bir imparatorluktan artık bir hayır gelmeyeceğini anlayıp, petrol gibi tek varlıkları sayılabilecek bir cevheri pazarlayabilecek güçlerle işbirliği yapmışlardır. Üstelik, sen kendi milli devletini kurduktan sonra, başka bir millet olan Arapları da “din kardeşi” olarak anmak biraz tuhaf olmuyor mu? Sonra sormazlar mı, zamanında Saddam’ın elinde, Sovyetler Birliği’nin, Bulgaristan’ın elinde ezilen Türk (ve Müslüman!) kardeşlerin için sen ne yaptın diye?

Haçlı seferlerinin de dini bir nedeni olmadığı, dünya tarihinin belki de en bağnaz ve kana susamış papalarından olan II. Urban, haçlı seferlerinin neden yapılması gerektiğini halka mealen şöyle açıklamıştır:

“Kaynaklar kıt ve kısıtlıdır. Birsüre sonra, para için birbirinizi öldürmeye başlayacaksınız, neden başka düşmanlar varken komşunuzu öldüresiniz ki?”

Haçlı seferleri halktan da büyük ilgi görmüştür, çünkü aç ve sefil birsürü it kopuk, savaş ganimetleri ile zengin olacağını sanmış, sonra savaşa gaz verilerek sürülen her enayi gibi, birçoğu kılıcıdını bile çekemeden ölmüştür. Lakin şehit oldukları için, onları öbür tarafta harika bir hayat beklemektedir!

Charles Martel gibi kiliseyi himaye eden krallar, daha sonra bu kuruma ellerini verip kollarını alamamışlardır. Aslında kilisenin asıl niyeti, haçlı seferleri bahanesiyle,kendi ordusunu kurup dünyayı ele geçirmektir. Bu oyunu oynamayı öyle severler ki, bugün düdük kadar Vatikan’da bile, fırfırlı elbiseleriyle ortalıkta gezen sayısız muhafız bulunmaktadır (hani tarihsel gerçekliğe uydurma çabasından mıdır bilinmez; bunların çoğu İsviçre vatandaşıdır)

İngiltere kraliçesi olan kızı I.Elizabeth gibi son derece mahir ve gözünü budaktan esirgemeyen bir adam olan 8.Henry’de kiliseyi filan iplememiş, kendi kilisesini (Anglikan) kurarak, kendini hem bu, hem de öteki dünyanın kralı ilan etmiş, katolikleri de ülkeden kovalamıştır! Nedenini daha önce anlatmıştım; okuyan bir avuç insanı da tekrar yapıp yormayayım!

Önce şeriatçılar cephesinden bakalım: Sakalları dizine sarkan ve tükürükler saça saça “kafirleri gebertin” diyen bu nursuz pirsiz elemanlar, gerçekten de “hırsızın eli kesilsin” mi istemektedir? Elbette değil. Zira, Almanya’da bile, özlem duyduklarını iddia ettikleri hayatı, kendi kurdukları kurtarılmış bölgelerde yaşıyorlar. Bu bölgeler Türkiye’de de var. Hani özlem daha da büyürse, Afganistan, İran gibi, bu özlemlerini ziyadesiyle giderecekleri ülkeler de mevcut; ne de olsa onların istediği vatan toprağı değil, din kardeşleriyle birlikte takılmak, öyle mi?

Elbette değil! O kadar inanmış Müslüman olsalar, zaten bu dünyanın işlerini de fazla ciddiye almazlardı. Maksatları düpedüz siyasi,ekonomik ve askeri güç kazanmaktır.

AKP, ya da Fazilet gibi partiler bu tarz adamlardan destek almışlar mıdır? Elbette. Ama doğrusunu isterseniz, örneğin Suudi ailesinden para koparmak için şeriatçı filan olmanıza da gerek yok. AKP’nin şeriatçı olduğu için Araplardan büyük maddi yardım aldığını filan söylemek biraz aptalca olur;zira bildiğiniz gibi, Suudi “şeriatçı” elemanlarla, gavur ABD’liler kankadır. Demekki bu din kardeşliği hikayesi külliyen yalandır.

Laik kesime gelelim…

AKP, mini eteklere dokundu mu? Hayır. Üniversiteler medrese oldu mu? Hayır (olamazlar zaten, onlar hala lise düzeyinde!). Orduda şeriat isteyen, örneğin yüzbaşı rütbesinde bir subay beyanat filan verdi mi? Versin de görelim! Minareleri süngü filan da yapmadılar, yapamazlar, zaten umurlarında da değil ki!

Herkes kendi aleminde zaten güzel güzel yaşıyor; etrafı çarşaflarla kapatılmış kendi otelleri var, zengin olanı Burj-el Arab’ta alem yapıp “bir umre yaptık,döndük” de diyebiliyor, kimse kimseye karışmıyor.

Madem öyle, bu kadar tantana neyin nesi diye soracaksınız elbet.

Bakın mesele bu “Anadolu kaplanları” ve “yeşil sermaye” lakırdılarının altında gizli!

Türkiye’de sermaye el değiştiriyor. Aslında el değiştirmiyor; cumhuriyetten (hatta Osmanlıdan!) bu yana, devletten beslenen, kıyak ihalelerle zengin olan, ithal ikame denen düpedüz komünist ekonomi ile korunup serpilen sınıf, orta sınıftan çıkıp yükselerek, batı normlarında iş yaparak zenginleşen kesimdan korkuyor, bütün mesele burada!

Konya’dan, Mersin’den, Adana’dan çıkan girişimciler, daha 15 sene önce kurdukları şirketlerle eski ekonominin kayırılmayla zengin olan devlerine kafa tutuyor ve gümbür gümbür geliyorlar. Evet; aralarında şeriatçılar var, ama ateistler, yahudiler, ermeniler, kürtler,türkler de var yahu! Kısacası, ülkenin gerçek sahipleri bunlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları! Üstelik bunların çocukları Avrupa’nın, ABD’nin, Türkiye’nin en iyi okullarında okuyorlar ve baba mesleklerinin başına geçiyorlar, anormal bir ivmeyle büyüyorlar, Türkiye’de adını sanını duymadığınız şirketler, Mercedes’e, IBM’e, Alcatel’e iş yapıyor.

Özal’a neden bu kadar karşılardı?

Onun zamanında da şeriat tehlikesi var mıydı? Ya da, birden mi hortladı, söz gelimi İsmet İnönü zamanında, Bülent Ecevit zamanında şeriat bir tehlike değil miydi?

Özal için çaldı çırptı dediler de, neden Ecevit hükümetinin milyarlarca dolarlık deprem fonlarını ne yaptığı açıklanmadı?

Turgut Özal baş düşmanlarıydı; zira ithal ikameci ekonomi rezaletine son vererek, bu dinozor şirketlerin ödünü kopardı. Gerçek ve tam liberal bir ekonomik düzen kuramadı; çünkü fazla monetarist bir ekonomik düzen takıntısı vardı, inanılmaz bir enflasyon olduğundan, o zaman için banka kredileriyle şirket kurmak, iş büyütmek mümkün değildi; o sebeple Özal’ın bazı planları suya düşmüştür. Biraz da konjonktürel şartların kendi lehlerine olmasının şansıyla, AKP rüzgarı arkasına alıp yelkenleri doldurdu.

Kamuoyu araştırmaları, şeriat isteyen %5′lik bir kitle olduğunu olduğunu söylüyor. Peki kalan %42′yi nasıl açıklayacaksınız? Ya da, Zafer Üskül gibi akademisyenleri de mi “göbeğini kaşıyan cahil halk” olmakla itham edeceksiniz? (Kaldı ki, AKP’nin katiyen “şeriat isterük” gibi bir iddiası olmadığı gibi, bu seçimlerden önce, tabanın en büyük rahatsızlığı olarak gösterilen türban konusunda da herhangi bir girişimi olmamıştır)

Neden, herzaman olduğu gibi siyasi ve ekonomik. Bir de bunun bürokrasi tarafı var. Hadi o da başka yazının konusu olsun!




2 yorum “Notamatik’e cevap/2: Türkiye’de gerçek bir laiklik-şeriat sorunu var mı?”

  1. ras0ir :

    Ağu 23, 07 at 11:56 am

    X:
    GAÇIIIN ŞERİATÇILAR GELİYOR KAFAMIZI BEDENİMİZDEN AYIRACAKLAR
    Y:
    DİN ELDEN GİDİYOR, YALLAH, VURALIM LAİKLERİ.

    ne mutlu, z olabilene.. Kaos üzerinden siyaset yapanlara karşı z olun, z olmak güzeldir :)

    Ya da bekleyin, yıllardır üstünde çalıştığım cihaz, aldığım fazla kilolardan dolayı çökünce,(üstündeydim :)) tekrardan geliştirmeye başladım, bu sefer monolithic bir kernel ekledim donanım kontrol için. Merak ettiniz değil mi cihazı?

    ZOXRC - Zoxrc zihin Okuyan X-Ray Cihazı (recursive ;))
    Şu an tübitaktan patentini aldım, kısa zamanda devlet dairelerine, üniversite kapılarına, “kamusal alanların” girişlerine yerleştirilecek, resmi ideolojiye karşı iseniz, sizi atomlarına ayıracak nitelikte bir cihaz.

    World, Bonus, CardFinans, Ziraat, Şeker, Vakıf kartlarına vade farksız peşin fiyatına 45983 taksit.

    Kısa zamanda evlerin de kamusal alan ilan edilmesi gerekeceğinden, şimdiden bu fırsatlarla elde etmeye bakın. 30 dakika içinde arayan herkese %50 indirim, %90 bindirim, %80 kaldırım, %100 darbe veriyoruz :)

  2. Notamatik :

    Ağu 24, 07 at 2:17 pm

    Sevgili Barış,

    Şöyle bir analiz yapalım ve kendi kendimize birkaç soru soralım.

    1- Diyanet laikmidir?
    2- Diyanet şeriatçı yetiştirir mi?
    3- Türkiyede diyaneti isteyenler kimler?

    Kendime göre bunlara cevap vereyim.

    Diyanet laikmidir?
    Laikliği şimdiki “laik olmayan laiklik” olarak düşünürsek, evet diyanet laiklikten yanadır.
    Zira diyanetin devlet rejimini ele geçirip, din kurallarına göre ülke yönetme niyeti yoktur.
    Nedeni ise; diyanetin ülke yönetimi içinde zaten kendi hedeflediği yere sahip olmasıdır.
    Yani diyanetin daha fazlasında gözü yoktur.
    Zaten diyanetin başına özellikle fazlasında gözü olmayan tipler getirilir.
    Eğer olaya bu açıdan bakarsak ve şimdiki laik olmayan sisteme laiklik dersek, diyaneti laikliği koruyan bir örgüt olarak bile nitelendirebiliriz.
    Ancak gerçek laiklik dendiğinde, diyanetin varlığı dahi laikliğe aykırıdır.
    Bu yüzden de kendisini ekarte edecek “gerçek laikliğe” diyanet tabiki karşıdır.
    Yani gerçek laiklik bazında düşünürek; diyanet laik bir örgüt değildir.

    Diyanet şeriatçı yetiştirir mi?
    Evet yetiştirir.
    Hatta şeriatçıların çoğunluğunu diyanet yetiştirir.
    Üstelik diyanet, şeriatçı beyinler yetişmesin diye kurulmuş bir örgüt olmasına rağmen, yine de şeriatçıların çoğunluğunu diyanet yetiştirir.
    Bu da nasıl olur, şöyle anlatayım.
    Diyanet kimseye şeriatçı olun ve devleti ele geçirin demez.
    Fakat.
    Fakat, fakat.
    Diyanet laik din adamı ve laik dindar toplum yetiştireyim derken, bu yetiştirdikleri arasından dinin gerçekte ne olduğunu anlayanlar çıkar ve bunlar şeriatçı olur.
    Sistem şu şekilde işler; Diyanet kendi tarafından yumoşla yıkanmış, makyajlanmış ve üzerine en güzel parfümler sıkılmış islamı insanlara zorla empoze eder.
    Daha doğrusu zorla aşılar.
    Daha sonra zorla islama bulaştırılmış bu kişilerden bazıları diyanet haricinde de islam araştırmalarına yönelir.
    Arapçayı da öğrenir, kuranı ve hadisleri ana kaynağından kendisi araştırmaya başlar.
    Araştırdıktan sonra da, diyanetin kendisine anlattıklarının hepsinin yalan olduğunu anlar.
    Yani gerçek islamı bulur. Böylece de şeriatçı olmuş olur.
    Oysaki o insan devlet eliyle zorla dine bulaştırılmasa belki şeriatçı olmayacaktı.
    Belki başka yollardan şeriatçı olacaktı ama en azından piyasada şimdiki kadar çok şeriatçı olmayacaktı.
    Örneğin bugünkü AKP’nin ve FP’nin aktif şeriatçı kadrosu, diyanetin imam-hatip okullarında yetiştirdiği şeriatçılardır.

    Türkiyede diyaneti isteyenler kimler?

    Diğer sayfadaki yazında, diyanetin laik bir devlette yeri olamayacağını sen de söylemiştin.
    Ben de sana şunu söyleyeyim; diyanet Türkiye’nin laik olabilmesinin önündeki en büyük engel, ve hatta belki de tek engeldir.

    Öyleyse laikliği engelleyen bu örgütü isteyen, onun ayakta kalmasını sağlayan kim?
    Eğer bunların kim olduğunu bulabilirsek, Türkiye’de laikliğe kimin engel olduğunu da bulabiliriz.
    Sayalım bakalım Türkiye’de dini bazda kimler varmış?

    1- Aleviler.
    2- Hristiyan, Yahudi, Rum ve diğer gayrımüslümler.
    3- Dinsiz ve Ateistler.
    4- Sunni islam mensupları.

    Evet şüpheliler bunlar. Zaten bunlardan başka kimse yok Türkiyede.
    Tek tek ele alalım, suçluyu yakalayalım:

    1- Aleviler.

    Diyanetten nefret ederler, zira diyanet onların dinlerini hiçe sayar. Onlardan zorla haraç alıp, sunni islam dinini zorla onlara pompalar.

    2- Hristiyan, Yahudi, Rum ve diğer gayrımüslümler.
    Hepsi sindirilmiş, korkutulmuş ve susturulmuştur. Bu yüzden seslerini çıkaramazlar.
    Bak, yeri gelmişken sana bir anımı anlatayım.
    Bir gün adamın biriyle tesadüfen sohbet ediyorduk ve adam bana Taksim’de bir büfeyi satılığa çıkardığını söyledi.
    Belki de beni bir potansiyel müşteri sanarak, fiatını ve şartlarını da anlattı.
    Sözkonusu büfe toplam 35-40 m2 civarında bir dükkan. Adamın dükkana istediği fiat 3,5 milyon dolar.
    Fiatı bana biraz yüksek gibi geldi ama yerini öğrenince fiatın çok da yüksek olmadığını, belki normalin biraz üstünde olduğunu düşündüm.
    Ama tapu veremeyeceğini söyleyince esas o zaman şok oldum.
    Meğer adam zaten kendisi de kiracıymış.
    Üstelik adam kendisi kiracı olmasına rağmen, büfe için devren kiralık demiyor da; satıyorum diyor.
    Adama “Nasıl satıyorsun tapu vermeden?, üstelik tapu veremiyorsan, bu fiat devir ücreti için çok uçuk değil mi?” dedim.
    Bana ne dese beğenirsin?
    “Bu büfe klisenin yeri. Ben burada 40 yıllık kiracıyım. Zaten kendim işletmiyorum bende kiraya verdim.
    Benim kiliseye ödediğim kira aylık 800 milyon TL. Kiracıdan aldığım kira bedeli ise, aylık 22,000 dolar. Bugün kiracıya çık desem 27,000 USD kira teklif eden var.
    Ben klise’den şirket olarak kiraladım, devrederken de şirketi devredeceğim.
    Dolayısıyla satın almak isteyen kişi kliseyle muhattap olmayacak.”
    Peki dedim, “Ya klise satın alan kişiye 1 yıl sonra çık derse. Yada kirasını 25,000 USD yaparsa?”.
    Yapamaz dedi. “Türkiye’de gayrımüslüm dini vakıfların kira arttırma veya kiracı çıkarma hakları yok” dedi.
    “800 milyon liraya bile, çok komik olmasın diye ben kendim yükselttim” dedi, “isteseydim 300 milyona bile oturabilirdim” dedi.
    Sana yeri de söyleyeyim, istersen araştır. İstiklal caddesine girerken, sol köşede Taksim heykeline bakan dükkanlardan biri.
    Orada yaklaşık 25-30 tane yanyana kilise dükkanı var. Çoğu da büfe. Sanırım hepsi aynı durumda.
    Bu anlattığım olay, 5 yıl önceydi. Bu bahsettiği kanun hala varmı bilmiyorum ama büyük bir ihtimalle hala aynıdır.

    Cami dükkanı olsaydı mı ne olurdu?
    Cami dükkanları vakıflara ait. Vakıflar kirası biraz düşük olanın anasını ağlatıyor.
    Zaten vakıflar denen şey de ayrı bir islami mafya. Diyanetin dinci kadrosu aynen orda da icraatda.

    Dolayısıyla, gayrımüslümler diyanet tarafından daima ezilen kesim olduğundan, diyanete onlar da karşı.

    3- Dinsiz ve Ateistler.

    Türkiye’de “diyanet kalsın” diyen tek bir dinsiz yada Ateist bulamazsın.

    4- Sunni islam mensupları.
    Bu grubu ikiye ayırmak lazım. Çünkü aralarında diyaneti isteyen de var istemeyen de var.

    A-) Hacı hoca takımı, şeriatçiler.
    B-) Tatlı su müslümanları.

    A-) Hacı hoca takımı, şeriatçiler.
    Hacı hoca takımı diyanetten nefret eder.
    Zira onlara göre diyanet, islamı çarpıtan ve islamın en büyük düşmanı olan örgütdür.
    Bu konuda çok da haklılar. Zira diyanet tatlı su müslümanlarının müslüman kalabilmelerini sağlayabilmek için, islamı çarpıtıp, yumuşatarak sunan bir örgütdür.
    Tam burada küçük bir örnek vereyim. Diyanetin sitesine gir ve kuran mealini oku.
    Okurken neredeyse her ayette parantez içine alınmış sözler görürsün.
    O parantez içindeki sözler. Diyanetin kendi yorumudur. Gerçekte o parantez içindeki sözler kuranın orijinalinde yoktur.
    Evet bende kabul ediyorum ki; kuran içine ilave kelimeler eklemeden, okunamayacak kadar ilkel bir kitapdır.
    Ancak diyanet bunu yaparken, hem kuranı değiştirmiş olduğu gibi; aynı zamanda ayetlerin manalarını da çarpıtmıştır.
    Üstelik gereksiz yerlerde de parantez içinde yada parantez olmadan, kurana kelimeler ilave etmiş yada eksiltmiştir.
    Diyanet hadisleri de saklar. Sitesine gir, 40 hadis diyerek binlerce hadisin içinden 40 tanesini cımbızlama yapmış onları yayınlıyor.

    Ama şeriatçiler, kuranı, hadisleri ve arapçayı diyanetden bile iyi bildikleri için, diyanetin bu yaptığına çıldırıyorlar.

    Evet, geriye kim kaldı?
    B-) Tatlı su müslümanları. Değilmi?
    Başka birileri kaldı mı ele almadığımız? sanırım yok.

    İşte diyanet denen antilaik, senin de laikliğe aykırı dediğin örgütü isteyen tek kitle bu tatlı su müslümanlarıdır.
    Ben onların diyaneti neden istediklerini de çok iyi biliyorum, zira bir zamanlar ben de bir tatlı su müslümanıydım.
    Diyanet olacak ki; birileri çıksın “islamda kapanma yoktur” desin ve onun içini rahatlatsın.
    Diyanet olacak ki; birileri çıksın “islamda laiklik vardır” desin ve onun içini rahatlatsın.
    Diyanet olacak ki; birileri çıksın o tatlı su müslümanını da müslümandan sayarak onun içini rahatlatsın.
    Diyanet olacak ki; o tatlı su müslümanının çocuğunu okulda hem allah korkusuyla korkutsun hemde fazla da dine bulaştırmasın.

    Ve daha bir sürü şey.

    Şimdi ben sana bir soru sorayım, sevgili Barış, ama cevap vermeyi unutma sakın hee :)

    Yukarda saydığım gruplar içinde diyaneti isteyen hangi grup?
    Aleviler mi? gayrımüslümler mi? ateistler mi? şeriatçılar mı? Yoksa tatlı su müslümanları mı?

    Eğer tatlı su müslümanları diyecek olursan; laikliğin önünde en büyük engel hatta tek engel olan bu kurumun ayakta kalmasını sağlayan kişilere nasıl laik diyebiliyorsun?
    Hem laikliği engelleyen bir kurumu destekleyecek, hemde ben laikim diyecek bu nasıl olur?

    Diğer sayfanda bana şeriatda hümanizm olmaz demişsin.
    Ben zaten şeriatda hümanizm olur demedim ki:
    Şeriat ile hümanizm birbirine taban tabana zıtdır.

    Ben sadece şeriatçiler tatlı su müslümanlarından daha dürüst dedim.
    Bunu da dinin, islamın ve kuranın ne olduğunu algılama bakımından söyledim.

    Yoksa sen benim şeriat istediğimi filan mı sandın?
    Ben şeriat değil, şeriatın biraz yüzünü göstermesini istiyorum.
    Şeriatçıların cesaret bulup, dinin ne demek olduğunu bu tatlı su müslümanlarına göstermelerini istiyorum.

    Yoksa şeriat gerçekten gelecek olsa, senin de dediğin gibi bende orduyu morduyu beklemem çıkıp kazma kürekle savaşırım.
    Bırak onu, ben şeriatı şimdiden yaşıyor ve onunla savaşıyorum.
    Örnek mi istiyorsun?
    Mesela İran’da bir ateist gidip bir ateist kafe açıp arkadaşlar arası kültürel bağ kuramaz. Kapısına Ateist kafe yazamaz.
    Bunu İrak’da da yapamaz, Suudi Arabistanda da yapamaz.
    Ama Türkiyede de yapamaz. Zira bombalarlar. Üstelik faili bile bulunamaz. Bulunamaz değil, bulunmaz.
    İşte bak!! nasıl da şeriatı yaşıyorum. Bunun daha da çok örneklerini sayabilirim.

    Yine diğer sayfanda bana Turan Dursun Ve İlhan Arsel’den bahsetmişsin.
    Sevgili Barış,
    Turan Dursun’un tek bir kitabını dahi okumadım. İlhan Arsel’in kitabı var mı, yokmu onu bile bilmiyorum.
    Turan Dursun’un sitesine yıllar önce bir kez girmiştim, orda ne okuduğumu bile hatırlamıyorum.
    Ben dinden çıktığımda, ne Turan Dursun’un bir ateist olduğundan haberim vardı, ne İlhan Arsel diye birinin varlığından haberim vardı, nede internet denen birşey vardı.
    Ben dinden kendi kendime çıktım, kendim araştırdım.
    Ateizm sürekli gelişiyor, şu anda iş Turan dursun boyutunda filan değil, çok çok yeni din foyaları ve belgeleri ortaya çıktı.
    Mesela namazın putperest hindulardan araklanma bir ibadet olduğu, kabedeki kara taşın aslında putperestlerden kalma putlardan biri olduğu.
    Daha buna benzer bir sürü örnek, yeni yeni ortaya çıkan gerçeklerdir.
    Bunların bazılarını ortaya çıkaran benim. Bazılarını ise başka kişiler ortaya çıkarmakta.
    İnternette şu anda Turan Dursun’dan çok daha ileri boyutda bilgi sahibi olan, Arapça bilen, islamın en dibine kadar inmiş çok yetişkin insanlar var.
    Bir Turan Dursun vardı diye, ateizm veya dinsizlik o kişiden yayılıyor sanma.
    Sadece benim yazdıklarımı takip ederek şimdiye kadar en az 100 kişi dinden çıktı ve bunların çoğu bana teşekkür ettiler.
    Fakat bu demek değil ki; bazı forumlardaki ateist arkadaşlardan da hiçbir fikir edinmedim.
    Tabi ki zaman zaman nasıl onlar benden faydalandılarsa, bende onlardan faydalandım.
    Ancak yine de; bir yerlerde benim yazılarıma çok benzer yazılar görürsen, bunu bil ki; o yazılarıda ya ben yazmışımdır, yada birisi benim yazılarımdan faydalanarak yazmıştır. (Eğer çok benziyorsa)
    Zira zaman zaman, kendi yazılarıma aynen veya biraz değiştirilmiş olarak ben de rastlıyorum.

    Sen Türkiye’ye şariat gelmez diyorsun değil mi?
    Olabilir belki de gelmez. Ben de zaten kesin gelir değil, gelebilir diyorum.
    Gelmez denilen İran’a geldi, Pakistan’a geldi, Endonezya’ya da geldi.
    Olsun yine de belki bize gelmez diyelim.
    Ama bu herşey değil ki!
    Şeriat gelmese bile islamın iyice yerleşip halkı cahilleştirmesi, seviyesini düşürmeside mi imkansız?
    Buna imkansız demek mümkün değil, zira bu zaten gerçekleşti.
    Devamı ise olsa olsa daha beterine doğru gitmesi olabilir. En azından önümüzdeki 10 yıl içersinde bu böyle gözüküyor.
    Daha önce sana Türkiye’nin nerden ne tarafa doğru geldiğinden biraz bahsettim. Ama sanırım anlatamadım.
    Bu defa bunu sana resimlerle anlatmaya çalışacağım fakat resimlere bakmadan önce orda nelere dikkat edilmesi gerektiğini bir oku lütfen.
    Bu iki resim Türkiyenin nereden nereye geldiğini çok iyi anlatacak.

    Şu aşağıdaki video’da dikkate edilmesi gerekenler.
    1- Görüşme ortamı ve ortamdaki kişilerin kılık ve kıyafetleri.
    2- Ordaki kılıksız bir herifin görüşme ortamında pis ayağını nasıl kaşıdığı.
    3- Türkiyeye lider olacak bir kişinin, 3 kuruşluk bir taliban imamının önünde nasıl DİZ ÇÖKÜP, ırkını ve milletini küçük düşürdüğü.

    http://www.youtube.com/watch?v=Jeo8V5u5f2c

    Şu aşağıdaki resimde dikkate edilmesi gerekenler.
    1- 80 yıl önceki liderimizin kılık ve kıyafetleri.
    2- Liderimizin görüştüğü kişilerin mevkii ve kılık ve kıyafetleri.

    http://www.payidar.net/konusuz-konular/95228-o-ataturk.html

    Evet sevgili barış,
    Bir halkın liderinin seviyesi ne kadar düşmüş ise, o halkın da seviyesi en azından o kadar düşmüş demektir.
    Atamız kadar olmasa da; yokmuydu Türkiye’de talibanın eteklerinde sürünmeyecek seviyede bir lider?
    Bu ülkede hiçmi bilim adamı, hiçmi aklı başında iş adamı, hiçmi değerli ve kariyer sahibi insanlar yoktu da; bu ingilizce bile bilmeyen, futbolcu ve argo kasımpaşa imamı Türkiyeye lider olabildi ve üstelik cumhurbaşkanını bile o tayin ediyor?
    Hiç mi yoktu?
    Var var, hem de çok var:
    Ama bu din hareketi halkı öyle bir seviyeye getirdi ki; halk öyle değerli adamları anlamaz, görmez oldu.
    O adamlar siyasete mi girdiler de halk seçmedi?
    Girmezler tabi. Seçilmeyeceklerini bilirler çünkü.

    Sana son olarak şunu söylemeliyim ki; şu sayacağım 2 etken olmasaydı şeriatın gelme ihtimalini bırak; şeriatın gelmesine garanti derdim.
    1- Darbe veya büyük bir muhtıra. (Umarım olmaz)
    2- Yanlışlıkla AB’ye giriş. (Alırlarsa)

    Eğer bu yukarda saydıklarımın ikisinden biri olmazsa; ve en geç 10-20 yıl içinde bu ülkeye şeriat gelmezse, cümle alem benim yüzüme türkürsün.
    Zira cahilleşmeye doğru hızla giden bu halkı, biraz daha cahilleştirdiğinde, şeriatı zaten kendisi özleyecektir.
    Abdullah Gül geçen sefer aday olduğunda çankayaya türban girecek endişesiyle; hani o “Kahrolsun şeriat, Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağıranlar var ya!
    Onlara da sakın güvenme. Addullah Gül yine aday oldu ve kesinlikle seçilecek. Bak bakalım acaba Çankaya’ya türban girdiğinde çıtları çıkacakmı göreceksin.
    Bak bakalım yine Taksim’e çıkıp bağıracaklar mı?
    Olmaz öyle şey! bu halk alışmış açıklığa saçıklığa kabul etmez şeriatı mı?
    Pakistanın başında bir avuç şeriatçı var. Bize de bir avuç şeriatçı yeter. Şeriatın geliş gidiş metodları vardır, o yılbaşı eğlencesi düzenleyenler problem değil şeriatçılar için, hallederler hepsini.
    Diyorum ya! Ya bir darbe, ya ağır muhtıra (Umarım olmaz) yada yanlışlıkla AB. Başka hiçbir kurtuluş yolu kalmadı.
    Hemen yarın olacak sanma. Ama yol o yol.
    Bak sana bir de tüyo vereyim.
    Bunlar AKP seçildi diye olmayacak. AKP sadece bir sonuç. FP de bir sonuç. Daha doğrusu onların seçilmesi bir gösterge sadece.
    Neyin göstergesi biliyormusun? Bu milletin 80 yıldır yaşadığı bir modernizm’in Atamızın baştattığı bir trend olduğunun ve 80 yıllık bir maceradan sonra bir özedönüşün başladığının göstergesi bu.
    İleriye doğru gitseydik, o kılıktaki heriflerin, partisi bile olabilmesi mümkün olamaması gerekirdi.

    Saygı ve sevgilerimle sevgili Barış.


Siz de birşey söyleyin!