Türk blogcusu hangi ülkede yaşıyor?
Wordpress.com’un kapatılması haberini heryerde görüyorum; henüz öğürme aşamasındayım, yakında kusmaya başlayacağım.
Herkes “bu devirde böyle rezillik olurmu?” filan gibi cümleler kuruyor (bende yaptım; ama eski yazılarımı filan okursanız, aylarca önceden bunların olacağını yazmıştım) ama, açıkçası Türkiye’deki Internet Yasası hazırlanırken, ya da hazırlanıp paldır küldür kabul edildikten sonra yazılan bir tepki yazısına denk gelmedim. Herkes herşeyi duyduktan sonra oturup yazmak pek de marifet olmuyor; ha Google’ı benim bloga kanalize edeyim diye yazıyorsanız ayrı, ben de sırf o yüzden yazdım zaten!
Habire patatesli börek nasıl yapılır, McLaren F1, Koenigsegg’e basarmı, Ubuntu Windows’un arkasına dolanıp iki puan alırmı diye yazdıktan sonra, oturup “tüh Wordpress’i de kapattı Adnan Oktar tayfası, bu dincilerden herşey beklenir zaten” diye yazdığınızda sizi pek de kaale alan olmuyor. Ben de otomobillerle ilgili sürüyle girdi yazdım; gerçekten sevdiğim bir konu, üstelik bir dönem bu işlerden ekmek yemişliğim de var. “Orjinallik” konusundan dem vurup, dünya bilgisayar gündemini yabancı sitelerden tercüme ederek yazma konularına filan girmeyeceğim. Bu da bir ihtiyaç sonuçta, patatesli börekte, bu tip blogları filan kınadığım sanılmasın (eminim kınamışsın işte diye yorum yapanlar da çıkar!) ama, ben Türkiye’de yaşayan bir insanın blogunu okuduğumda, ülkemle ilgili birşeyler görmek istiyorum. Az da olsa. Türkiye olması önemli değil; ABD’de yaşayan,Almanya’da yaşayan bir Türk de olabilirsiniz; o zaman yaşadığınız ülkeden bahsedersiniz.
Mesela bir bloga giriyorum, daha o zamanlar bırakın Türkiye’ye gelmesini, dünyada bile piyasaya çıkmamış iPhone hakkında 25 tane yazı. Yapmayın bu kadar; Google’da ancak 100.sırada çıkacaksınız şanslıysanız, sitenize gelen ziyaretçi de heryere tıklasa elinize geçecek para 2-3 dolar. Bunun için hamallık yapıp, belki de hiç satın alamayacağınız, 3 ayda demode olan bir tüketim aracının gönüllü reklamını yapmaya değer mi?
Böyle yaparak, öncelikle blogunuzun güvenilirlik ve okunma değerini düşürüyorsunuz; iPhone ile ilgili detaylı bilgi almak isteyen birisi Wired.com’a, Apple’ın kendi sitesine girer. Kimse, çıplak gözünüzle bile görmediğiniz bir ürün hakkında yazdığınız yazıya itibar edip blogunuzu sık sık takip edecek filan değil.
“O zaman sen niye Koenigsegg hakkında yazdın?” diyebilirsiniz tabi; Koenigsegg, süper spor araçlar arasında çok küçük bir firmanın, bir ürünle aradan sıyrılıp, gerek teknolojik üstünlük, gerekse cesaret ile büyük rakipleri dize getirmesini ifade ediyor benim için. Son derece pragmatik bir anlayışla, ama doğrulardan en ufak taviz vermeden üretilmiş, bir endüstrinin köşe taşlarından biri olarak sayılacak, benzersiz bir ürün. İphone için bunu söyleyemezsiniz; mühendislik işi bile değil. Günümüzde GSM telefon teknolojisinin tamamı tek yonga üzerinde toplanmışken, OpenMoko gibi platformlar satın alıp kendi cep telefonunuzu yapabiliyorken, iPhone’un bir başarı filan olduğunu ifade etmek gülünç olur.
Öncelikle kendinize insanların blogları neden takip ettiklerini bir sorun: kendi adıma konuşayım; bloglar kişisel tecrübeleri aktarıyor, en azından dünyada böyle. Adam Madrid’de yaşıyorsa, örneğin sadece orada olan yerel bir yemekten bahsediyor, o yemeği yiyebileceğiniz en iyi lokantanın yerini tarif ediyor. Bu değerli bir bilgi; özellikle büyük şehirde yaşayanlar, küçük bir şehire gittiklerinde, oranın yerlilerine yemek yiyebilecekleri iyi lokantaları sorarlar. Örneğin Madrid’e gidersem, o blog yazarının tarif ettiği yere giderim; çünkü hiçbir şehir rehberine güvenmem; bana tavsiye ettiği lokantadan reklam komisyonu filan aldığını düşünürüm. Aynı şeyi, seyahat siteleri için de düşünürüm,ama bir blog yazarına güvenirim; çünkü midem bozulursa küfür etmek için ulaşabileceğim kadar yakındır bana!
Örneğin, Trabzon’la ilgili detaylı blog yazan biri olsaydı, buraya gelmeden önce okurdum. Çünkü burada neyin, nereden, kaça alınacağını; nerede en iyi döneri yiyebileceğimi, bölgeye has beşiklerin hala satılıp satılmadığını öğrenmek için sayısız insanla konuşmak zorunda kaldım; üstelik tariflerin çoğu hiç de iç açıcı değildi.
Bir de ülkeyle ilgili genel sorunlar, bölgesel sorunlar meselesi var tabii. Bugün ya ordunun habire siyasete müdahale etmesinden, ya da laiklik sorunundan filan bahsediyoruz. Türkiye’nin sorunlarından gerçek anlamda bahseden, bunu yaparken tarihsel, sosyolojik, jeopolitik verileri kullanan, ona buna küfür edip hamaset yapmadan yazabilen bir blogcuya rastlamadım. Bu kadar şikayet, küfür,karalama, hakaret var ama ortada titizlikle savunulan fikirler (doğru ya da yanlış olması o kadar önemli değil; sonuçta bloglar kişisel görüşlerin etkisindedir ve bence öyle de kalmalıdır) göremiyorum. Birkaç bloga rastlamadım diyemem; ama sayıları çok az, tanınmıyorlar ve blogdan çok gazete havasındalar. Kaliteli blog yazarlarının da yorumları kapatma ya da cevap vermeme gibi bir tuhaflıkları var; bu da sanırım gazetecilik klişelerini Internet ortamına taşımalarından kaynaklanıyor.
Ordunun halkı ve siyasetçiyi pek ciddiye almadığı gibi yaygın bir görüş var ve buna yanlış diyemeyiz; zira kendileri de sık sık “gereken hassasiyetin gösterilmediğini görüyoruz” gibi sözler sarfediyorlar. Özünde bu yaklaşım doğru olmasa da, son derece haklı oldukları bir nokta var: Türk halkı ve onun doğal uzantısı olan Türk blogcuları, toplumsal, ekonomik, siyasi, jeopolitik ve hatta askeri konularla son derece ilgisizler! Bu tip girdiler, ancak genelkurmay konuşup manşet olduğunda bloglara giriyor; ama bu Türkiye’nin sorunlarına samimi bir ilgiyi göstermiyor. Tamamen magazinel; zira K. Irak meselesi ile Sibel Can’In selülitlerine verilen tepki, konunun ele alınış tarzı, aslında çok da farklı değil: konu 1-2 gün boğulana kadar, çoğu zaman düzeysizleşilerek tartışılıyor (ki bu tartışma değil, kayıkçı kavgası!) ve sonra unutulup gidiyor.
Zaman zaman bu akımı başlatmak adına yazılar yazıyorum ama gelen yorumların sayısı inanılmaz derecede az. İnsanlar maalesef Pozitif Linux’la, Bugatti Veyron’la, ülkelerinle olduğundan çok ama çok daha fazla ilgililer. Hal böyle olunca, “biz çok milliyetçiyiz”,”asker milletiz”,”ülkemizi severiz” filan gibi lafları da ciddiye almıyorum. Tutup birisi “biz asker milletiz” diyor mesela, ama merak edip bizim ordunun savaş kabiliyeti nedir, silahlarımız ne durumdadır, ulusal silah sanayimiz ne kadar gelişmiştir, Suriye-Türkiye sınırı nasıl bir yerdir, sınır ihlalleri nasıl olabiliyor gibi şeyleri merak edip araştırmıyor, bu konular hakkında en ufak bir bilgisi, merakı yok. Hatta, tabancanın, tüfeğin, tankın nasıl çalıştığını bilmiyor. Tarihsel düşmanlarını, bu düşmanlıkların nasıl oluştuğunu bilmiyor ama kalkıp “Türkün Türk’ten dostu yoktur” diye rahatlıkla atıp tutabiliyor. Oysa kendini “asker hisseden” bir insanın bunları bilmesi gerek, ben kendimi öyle hissetmediğim halde, kendimi bunları öğrenmek mecburiyetinde hissediyorum, çünkü pekala yarın bir ya da birkaç ülkeyle savaşa girme ihtimalimiz de vardır; o zaman asker olacağıma göre, bunları bilmek bana (ve ülkeme) yarar sağlayacaktır. Herşeyi bir yana bırakın, insan ülkesini tanımak zorunda, üstelik zevkli bir faaliyet bu. Hayat bilgisayar başında oturup porno sitelerde gezmek, tanımadığınız kişilerle MSN’de chat yapmak, ya da Windows’un üstüne bir de Pardus kurmayı öğrenmek kadar sığ ve aptal Bir şey olmamalı.
Gençlere soruyorlar, matah bir bokmuş gibi “ben onlarla ilgilenmiyorum” diyor. Bahsedilen şey siyaset; nasıl yönetileceğin, ne kalitede bir okulda okuyabileceğin, hangi kafa yapısında biriyle beraber olabileceğin, başka ülkelere gidip gidemeyeceğin, kaç para kazanabileceğin, hatta bir işin mi olacak yoksa sokakta dilenecek misin, tamamen bunla ilgili bir konu. Ağzını yayarak konuşan kafasız genç, övünerek “ben bunlarla ilgilenmiyorum” diyor.
Internet’e giren, kendi kendine site ya da blog açabilen insanlar bu ülkenin kaymak tabakası. Yani ayıp artık, en azından blog camiası olarak kendimize biraz çekidüzen vermemiz gerekiyor.
En basitinden şöyle düşünün: Blogun adı Ali’nin blog’u değil de, John’un blogu olsa, ikinizi de tanıyan biri, sizin Ali olduğunuzu anlayabilir mi? Blogunuzda kişisellik var mı?
Michigan’da yaşayan John, Ali’nin blogunu komple İngilizceye çevirip, başına da John’un blogu yazsa, birisi o blogun aslında ABD’de yaşayan birine ait olmadığını anlayabilir mi?
Serkan Altuntaş :
Ağu 25, 07 at 6:39 pmSon paragrafa bayıldım ben. Hatta sadece son paragrafı okuyun yeter diyorum. Biraz da abartıp bu bloğa girin sadece o iki satırı okuyun daha iyi bir ayıraç aramayın diyebilirim.
“Michigan’da yaşayan John, Ali’nin blogunu komple İngilizceye çevirip, başına da John’un blogu yazsa, birisi o blogun aslında ABD’de yaşayan birine ait olmadığını anlayabilir mi?”
ras0ir :
Ağu 25, 07 at 7:16 pmBayan arkadaşlarımız, *Ce bloglarından vazgeçerse zaten ortalık düzelir.
Herkes bir gülbence, sedaca, buca, şuca olma derdinde.
Ne gereği var ki? Ha bunu hakkıyla yapanlardan özür diliyorum.
iPhone hakkında bilgi yazanlara da ayrıca bir kılım. Biri çıkıp demiyorki lan bunu türkiyeye getirdiğimde hangi simkartı takacam nereye takacam. Olmazsa “blackrose iletişim”de sim kilidi mi açtıracak sanıyor?
Linux ile ilgili blogların %90′ı araklama zaten.
Ayrıca hukuk blogları varki benim favorim olur, sürekli hazır dilekçe yayınlıyorlar..
Blog dünyasında eleştirilecek çoooooooooook şey var ama eleştirdin mi yine kötü sen oluyorsun işte
Barış Atasoy :
Ağu 26, 07 at 1:35 amLinux ile ilgili blogların %90′ı araklama zaten.
Biz o kelimeyi kullanmıyoruz Samed; Pardus diyelim:)
JerenCe :
Ağu 26, 07 at 4:32 pm@ras0ir Ce kelimesini üstüme alınmamakla birlikte, başka sonu Ce blog yazarıda anımsayamdım.
ras0ir :
Ağu 28, 07 at 11:37 amJeren hanım, özellikle belirtecektim belirtmemişim affola, eleştirim size değil, saçma sapan, 7/24, bildiğimiz bilgileri bize enjekte etmeye çalışan birer gülbence, hülya, seda vs. konsepti tutturmaya çalışan bayan bloggerlara idi.
Dikkatinizi özenle çekerim ki, blogların adı *ce, blog yazarları değil
Sizin blogunuzu da takip ediyorum düzenli, bu yüzden neden alındığınızı da anlamamakla birlikte (lütfen yorumumu biraz daha *dikkatli* okursanız), tekrardan özür dilerim.
@ Barış
Abi ben pardusu kurdum ama başlat tuşu yok, kınayt onlüne çalışmadı, wine diye bişey tavsiye ettiler ama şarap değil mi? Müslüman memleket burası yahu, ne şarabı!!!
Barış Atasoy :
Ağu 28, 07 at 12:01 pmdostum, wine’ın durumunu öncelikle laiklik açısından incelemek gerekiyor. pardus’ta başlat olayı yoktur,çünkü Windows’ta olan bir özelliğin Pardus’ta olması caiz değildir. Kngiht online’ı boşver, dünyanın en baba oyunu Tux Racer’dır. Öyle olmasa her sene turnuvası filan olmazdı; artı LKD filanda onun en iyi oyun olduğunu söylediğine göre bize yorum yapmak düşmez. Bilindiği gibi, LKD Pardus (Linux’un sadece bizde olan çok daha üstün bir versiyonu, tek stable unix/linux türevi) kullanıcıları için en doğru kararları, mağdur olup bölücülük yapmamamız için bizim yerimize zaten almaktadır.
Onur Yalazı :
Eyl 03, 07 at 8:30 am@Barış Atasoy
İnternet Günlüklerinin kişisellik ve farkındalık yaratıcı olması gerektiği konusuna katılıyorum. Sanırım bu konuda da doğru bir uğraş içerisindeyim. Kesinlikle yerinde ve zamanında politika yönlendirecek düzeyde
Son yorum konusunda da
LKD ile Pardus’un ilişkisini bilerek yanlış yönlendirdiğinizi düşünüyorum. LKD’nin Pardus Linux ile yazılı veya yazılı olmayan bir ilişkisi bulunmuyor.
Hatta bu konuda ciddi tartışmalarda yaşadık. Belki blogumda da farketmişsinizdir. Lütfen LKD Tüzüğü madde 2 J bendini okuyun. http://lkd.org.tr/tuzuk.php
Onur Yalazı :
Eyl 03, 07 at 8:34 amÖzür dilerim yorum yazarken sanırım yanlışlıkla bir kısmı sildim.
“Kesinlikle yerinde ve zamanında politika yönlendirecek düzeyde webgünlüğü yazıları yazılmadığına katılıyorum. Bu konuda Türk günlükçülerinin daha aktif bir rol üstlenmeleri gerektiğini düşünüyorum”
Barış Atasoy :
Eyl 03, 07 at 3:05 pmLKD ile Pardus’un ilişkisini bilerek yanlış yönlendirdiğinizi düşünüyorum. LKD’nin Pardus Linux ile yazılı veya yazılı olmayan bir ilişkisi bulunmuyor.
Hatta bu konuda ciddi tartışmalarda yaşadık. Belki blogumda da farketmişsinizdir. Lütfen LKD Tüzüğü madde 2 J bendini okuyun.
Sevgili Onur;
Dernek tüzüğünde elbette aksi yönde şeyler olmayacaktır. Mesela “bölücülük yapıyor,misyonerlik yapıyor,zart yapıyor zurt yapıyor” denen birsürü dernek var. Çoğu safsata olsa da, gerçekten de böyle dernekler yok değil. Ama hiçbirinin tüzüğünde “amacımız TC’yi yıkmak”,”amacımız katolik mezhebini yaygınlaştırmak”,”amacımız kitleleri uyutup keklemek” filan da yazmıyor. Dernek tüzükleri daima böyledir; bir balıkçı derneği tüzüğü okudum, zannedersiniz kuvayi milliyeciler kurmuş, vatanı kurtaracaklar! Bu yüzden dernek tüzüklerinde ne yazdığı değil, ne yaptıkları ilgilendirir beni. Zaten dernek değil bireyler öne çıkıyor,çünkü bizde herkes gol kralı olmak ister; kimse pas vermeyi sevmez. O yüzden, pek de golcü bir millet değiliz!
Ben insanların çoğunun kötüniyetli olmadığını biiyorum. Ama maalesef abuk sabuk şeyleri de din gibi benimseyen, takım tutar gibi dağıtım tutan, külhanbeyi havalarında bebeler de epeyce fazla. Bir kere, baştan kaybettikleri bir nokta var: milli dağıtım diye birşey olmaz. Tekerleği alıp, kenarına TC yazıp, “aha işte milli tekerlek, biz icat ettik” demeye benzer bu. İnsanlığa malolmuş değerleri “millileştirme arzusuyla yanıp tutuşmak” tavrı beni rahatsız ediyor. Şöyle düşünün,Fransız bir arkadaşınız “bu ne len, bizim de Mandriva var, adını milli dağıtım koydukmu?” dese, ne cevap vereceksiniz?
Onur Yalazı :
Eyl 04, 07 at 1:55 am“benimseyen, takım tutar gibi dağıtım tutan, külhanbeyi havalarında bebeler de epeyce fazla. Bir kere,”
Eh zaten bunların bebe olduğunu çok net biçimde söylüyorsunuz. Bence LKD’nin başka dertleri varken bunu tartışmanın pek anlamı yok
Bebeleri bırakın kendi oyuncaklarıyla takılsınlar..
“Millileştirme” tavrı Pardus ekibince özellikle (anladığım kadarıyla basın danışmanlarınca iteklenen) bir durum. Biraz da Tübitak tarafından geliştirilmesi bu konuyu bilmeyenlerin “aha devletimiz işletim sistemi yaptı hobareeey” nidalarına sebep oluyor.
Neyse bu günlük yazısı aslında bununla ilgili değil. İlgili bir yazıda tartışırız.
Bu arada kedicik hala sahilde göbek mi büyütüyor?
aleyna :
May 23, 08 at 11:20 pmewet hiçbirşeyi bulamıyorsunuz