Türkçe öğrenmeyin, sakın ha!

Son yıllardaki “Türkçe bilincinden” sık sık sözediyorum.

Birileri, dedelerimizin, hadi onları da geçelim, yere göğe koyamadıkları Atatürk’ün kullandığı Türkçe yerine, Çağatay lehçesini, ya da adını koymadan Azerice’yi öneriyorlar. Internet’e ilk girdiğim zamanlarda, “ya aslında millet bayağı okuyormuş” diyordum; üstelik o zamanlar Internet müdavimleri daha yüksek sosyokültürel sınıflardan çıkıyordu. Bunun nedeni şu; bir fikir ortaya atıyorsunuz, ya da eleştiride bulunuyorsunuz, hemen birileri “şunu okudun mu, bunu okudun mu?” diye soruyor. En sonunda birgün, “okumadım, sen okudun mu?” diye sordum birine; “hayır, okumadım” dedi. İyi de, madem okumadın bana neden akıl veriyorsun!

“Nutuk” u bile okumamış adamların Atatürkçü kesilmesi Türkiye’nin çapraşık manzaralarından biridir. Okuyun bakalım orjinalini, kaç kelimesini anlayacaksınız. Türk insanı, dilini bilmiyor. 40 sene önce basılmış kitabı bile okurken, “o ne demek, bu ne demek?” diye soruyorsan, dili unutmuşun, ya da hiç öğrenmemişsin. Çok da geriye gitmeyin, Türkiye Cumhuriyeti mahkemesinin Türkçe kararını okuyun, bakalım hepsini anladım diyen kaç babayiğit çıkacak. Türkçe’yi dedeleriniz de bilmiyor, Atatürk’de bilmiyormuş, hatta 21.yüzyılda T.C mahkemeleri bile bilmiyor. Birkaç sivrizeka biliyor. TDK’yi Atatürk kurdu. Çağatay lehçesini, ya da Azerice gibi basitleştirilmiş bir Türkçe önerseydi, merak etmeyin, kendi bunu da çatır çatır konuşurdu.(Burun kıvırdığınız “gavur” dillerini de bilirdi, yoksa I.Dünya Savaşı’nda, Alman komutanlarla tarzanca mı konuşuyor sanıyordunuz?)

Hadi Nutuk’u bile okumamışlar, “ya bu adam dil hakkında ne demiş acaba?” diye merak bile etmemişler. Ya bilmiyorlar, ya kötü niyetliler.

Arapça ve Farsça kelimeleri atalım mı dilden? Tamam atalım. Önce yerine tam denk kelimeler bulun, halk arasında bunları benimsettirin, atalım. Dil bu, öyle padişah fermanı gibi tepeden inmez. Amma güzel olur değil mi! 50 sene önce yazılmış bir metni bile okuyunca bir bok anlamayız.

Zaten 300 kelimeyle konuşuyor en kralımız, onu da 50′ye indirelim. Ne gerek var o kadar kelimeye, yazıktır genç dimağlara. Sonra, Paris Hilton’un ikinci köpeğinin adını bile hatırlamıyor gençler, kafalarına doldurulan birsürü kelime yüzünden.

Frenk kökenli kelimeleri de atalım gitsin, neymiş öyle Internet filan! Ne güzel örütbağ varken, değil mi? Ah be, gavura Internet’i biz götürdük ama, emperyalizmin gözü çıksın, birtürlü öğretemedik örütbağ demeyi. Olsun; teknoloji, ilim, irfan desen hepsi bizde; kapatırız Internet’i dünyaya, kendi örütbağımızda takılırız.

Bu inat, bu israr niye anlamıyorum. Dilin zenginliği medeniyet göstergesidir. Yoksa, indirirsin 3-5 sese, “haa” dersin, “aaa” dersin, mağaradaki atalarınla benzer şekilde ilkel duygularını güzelce ifade edersin! Öyle forumlarda atıp tutmakla olmaz. Daha “öz Türkçe” dediği kelimeleri doğru yazamayan adamlar, dil uleması kesilmiş. Yaz 10 sayfa bilimsel bir makale, okuyalım, düşünelim, adam gibi tartışalım.

Üç cümlenin ikisinde “dış mihrak”, “vatan,millet,Sakarya”, “bölücüler” diye sayıklamakla dil değişmez. Madem, Atatürk’ü referans aldın, dil hakkındaki görüşlerini aynen aktar. Ama kendi ağzından çıkan kelimelerle, “rahmetli böyle isterdi” palavrasıyla değil.

Komplo teorisi mi istiyorsunuz? Alın size komplo teorisi: birileri, dili millileştirelim palavrası ile, bizi tarihimizden koparmak, belleksiz bir toplum yaratmak istiyor. Nasıl, oldu mu şimdi?




Siz de birşey söyleyin!