Türkiye’de sol neden gelişmedi?
Bu bilimsel bir yazı değil. Elimden geldiğince cumhuriyet tarihini, olabildiğince detaylı, farklı görüşlerden okumaya, anlamaya gayret ediyorum. Şimdiye kadar “bu kesindir” diyebileceğim tek vardığım hüküm, cumhuriyet tarihini “bilmenin” ne kadar zor olduğu.
Objektif tarih yazarlığı zaten zordur; üstelik bizde tarih profesörleri bile, kolay kolay herkesin okuyabileceği tarih kitapları yazmaktan imtina ederler. Hal böyle olunca, yakın tarihimizle ilgili kitapların neredeyse tümü gazeteciler tarafından yazılmış ve yazılmakta. Gazetecilerin de tarafsız olmaları çok sık rastlanan bir özellik değil. Buna bir de, metodoloji eksikliğini ekleyin.
Dolayısıyla, bir cümle okuyup, bazen 1 saat düşündüğüm olur!
Türkiye’de bir sol parti ve hareket olmaması ciddi bir sorun. “Samimi solcular”ın çoğu, bunu “sol açısından” sorun olarak görse de, ben bunu Türkiye’nin genel bir sorunu olarak algılıyorum. Bunun nedeni gayet açık: Eğer toplumun sadece belli bir kesiminin isteklerini yansıtan siyasi sisteminiz varsa, bunun adı demokrasi olamaz. Demokrasi olmaması bir yana, insanların mutluluğunu sağlayamaz ve çatışmaları önleyemezsiniz. (Demokrasi olan heryerde insanlar mutludur, ya da demokrasi olmayan sistemlerde insanlar mutsuzdur diyemeyiz.)
Burada bir parantez açmak isterim. “Demokrasi” iddiasında olan, ama sadece tek bir zümreyi temsil eden sistemlerdeki adaletsizlik, monarşik ya da oligarşik sistemlerden çok daha fazla olabilir. “olabilir”’i vurguluyorum; bu kesin bir yargı değil; duruma göre değişir. Sözgelimi, Yavuz Sultan Selim çıkıp tüm halkı memnun edecek kararlar alabilirdi; çünkü hakimiyeti sınırsızdı. Bunu Sarı Selim için söylemek olası değildir;zira yeniçerileri rahatsız edecek kararlar almak bir darbeye davetiye çıkarmak olurdu. Çarpıcı bir örnek, Sovyetler Birliği. Sosyalist fikirler yerini hızla katı bir oligarşiye bırakmış ve tek hakim sınıf politbüro üyeleri olmuştur.
Sivil toplum örgütlerine gereğinden fazla önem atfedildiğini görüyorum. Herhalde bunu söyleyen çok fazla yazar/çizer yok ama, bu ciddiye alınması gereken bir görüş. Eğer, bütün siyasi sisteminiz aslında tek bir görüş üzerine kurulu ise, sivil toplum örgütleri kısa zamanda devlet baskısı görecek, zaman içinde de en azından bir kısmı marjinalleşerek hukuki çerçevenin dışına çıkacaktır. Nitekim; DHKP-C gibi terör örgütlerinin bu sürecin sonucu olduğuna inanıyorum; zira sol söyleyeceğini ancak söyleyebilmekle yetinebilmiş, karşılığında da baskı ve işkence görmüştür. Üstelik, marjinalleşen kesimler yüzünden, karşıt ve iktidarda olan kesim daha fazla siyasi güç kazanmıştır!
Sivil toplum örgütleri, siyasi dayanak bulamazlarsa güçlü olamazlar. Zira, en azından, görüş ve istekleri, kovuşturmaya ve yargıya kurban gitmeden, mecliste talep edilmek zorundadır. Parlementer demokrasilerde, bu kürsü dokunulmazlığı sayesinde olur. Burada ister istemez bir parantez daha açmak zorundayım: CHP’nin zaman zaman “hodri meydan” edasıyla dile getirdiği, “her türlü dokunulmazlığı kaldırmaya varız ve teklif ediyoruz” görüşü, bu yüzden son derece tehlikelidir! Zira, adli suçlardaki dokunulmazlığı kaldıralım bahanesiyle, aslında mecliste bile “düşünce dokunulmazlığı” kaldırılmak istenmektedir.
Önemli olduğuna inandığım bazı tesbitlerimi özetlediğim için, solun neden gelişmediği ile ilgili kendi gözlem ve vardığım sonuçları da artık ortaya koyabilirim. Dediğim gibi, bunlar bilimsel gerçekler değildir. Hatta, bilgi eksikliği nedeniyle bazı yanlış çıkarsamalar dahi yapmış olabilirim.
İşte bu yüzden, Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri hakkında, sizlerin de görüşlerini bekliyorum. Bu konuyu uzun uzadıya tartışmamız gerektiğine inanıyorum.
Sol neden gelişmedi, ya da ortaya çıkmadı?
1.Sol görüş, milleti ya da ülkeyi değil, sınıfı ve insanı temel alır. Dolayısıyla, devlet daha az kontrolcü, daha az baskıcı, daha az milli olabilmelidir ki, bunu başarabilmesi için “insan odaklı” olması gerekir; “millet odaklı” değil. Oysa bugün bile, 8 askerimizin “canlı olarak dönmüş olması”, bakanlar arasında bile rahatsızlık konusu olmakta! Üstelik, baskının yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı gelmesi (kastettiğim, halkın önemli çoğunluğunun sözü geçen bakanlardan daha “radikal” görüşler ortaya atıyor olması) da başlı başına bir araştırma konusu olmalı. İnsanın refah ve mutluluğu yerine, devletin itibarı ya da milletin namusu gibi soyut kavramları temel alan bir milliyetçilik anlayışının -ki Fransa bile bu tip bir milliyetçilik anlayışını terketmiştir- sol düşünce ile uyuşmayacağı ortadadır.
Milliyetçilik algısı son derece soyuttur. Aslında, milliyetçiliği tanımlamakla ilgili sorun, ona bazı soyut, “kutsal” değerler ithaf etmekten ileri gelir. Bizdeki milliyetçilik, sanki “vatan sevgisi”, “onu koruma arzusu” gibi algılanmaktadır. Halbuki bunlar son derece farklı şeyler. Esasen “milet olmanın” çok az ortak öğesine sahip olan ABD vatandaşlarının, vatanlarını bizler kadar sevmediğini, ya da örneğin bir işgal sırasında bizim kadar direnç göstermeyeceklerini iddia edemezsiniz.
CHP ve DSP gibi sol olma iddiasındaki devletçi partilerin sürekli milliyetçiliği gündemde tutmaları, “milli çıkarların insanların çıkarlarından üstün olduğu” anlayışını sağlamlaştırmıştır. Burada yanlış olan, “milli çıkarların” son derece soyut olması ve gücü elinde tutan otoriteler eliyle halka kolayca “aşılanmasıdır”.
2.”Sol” iddiası taşıyan CHP gibi partilerin servet vergisi gibi adaletsiz uygulamaları yüzünden, solun ne olduğunu birtürlü kavrayamamış halk kitleleri, sol fikirlere tepki geliştirmiştir.
3.Gerçek sol görüşlerin yayın organları, örgütlenme girişimleri, darbeler ve baskılarla sekteye uğramıştır.
4.Burada sadece Türkiye’ye özgü olduğuna inandığım bir durumdan bahsedeyim: bizde esnaf sayısı, işçi sayısından fazla olmuştur ve bu bence bir devlet politikasıdır. Esnaf, vergi indirimi, hızlı ekonomik büyüme gibi beklentiler içindedir. Hatta, enflasyon, sanılanın aksine, esnaf için sorun teşkil etmediği gibi, çoğunun lehine çalışmıştır. Dolayısıyla, esnafın çıkarları mevcut siyasi düzenle daima paralel gitmiştir. İşçilerin de önemli bir kısmı, memurdan çok daha yüksek maaş aldığı için memnundur. Dikkat ediniz; işçilerin sendika hakkı göreceli olarak eski olduğu halde, bu hak memurlara çok geç ve birsürü direnişten sonra verilmiştir!
5.Türkiye’de gerçek bir basın yoktur. Büyük sermaye gruplarının elindeki basın organları, fikri bir tartışma ortamının yaratılmamasına hizmet etmekte ve “slogancı yayıncılık” la kitleleri “inandırmayı” hedeflemektedir. Bu elbette sadece solla ilgili bir sorun da değil. Hemen her konudaki fikri sığlığın en büyük sebeplerinden biri, basının tekelleşmiş olmasından kaynaklanmakta.
6.Tarihsel olarak bir sol arayışı olmadı; zira Osmanlı monarşisi içinde solculuktan bahsetmek anlamlı değildi! Cumhuriyetin ileri sürdüğü “sınıfsız toplum” idealinin ise fazlasıyla ütopik olduğu ortaya çıktı ama, ilk serbest seçimlere kadar geçen 20 yılı aşkın süre, birçok entellektüeli otomatik olarak eledi.
Bu yazıdan genel olarak memnun kalmadım aslında. Tekrar okuyunca, özellikle üslup konusunda vasatın aldında kaldığıma kanaat getirdim. Çok önemli olduğuna inandığım bu konuda, bu yazının “ikinci bir sürümünü” yayınlama kararı aldım. Bu sırada, yapacağınız yorum ve eleştiriler sayesinde çok daha iyi bir yazı ortaya çıkarabileceğimi düşünüyorum. Tekrar söylüyorum; lütfen sesinizi çıkarın, yorum yazın, eleştirin!

can :
Ara 01, 07 at 8:11 pmŞu anda öyle bir hava var ki, sizde bunun farkındasınız, insan yorum yapmaya bile korkuyor. Bu beğenmediğiniz haliyle dahi yazıda çok cesurca belirttiğiniz fikirler var ve sırf bundan ötürü hedef gösterilebilirsiniz. Hatta okuyanlar arasında ağzından salyalar akıtarak size “hain” deme cüretini gösterecek kişilerde vardır. Cesaretinize hayranım.
Barış Atasoy :
Ara 01, 07 at 8:58 pmEvet; Cumhuriyet gazetesi ağzıyla söyleyeyim, “tehlikenin farkındayım”.
Ama zaten böyle zamanlarda konuşmak gerekir.
Daha önce “yobazlığa savaş açtım” diye bir yazı yazdım. Bu ülkede öyle bir demogoji kampanyası varki, Atatürk bile devletçi olarak tanıtıldı! Oysaki değildir; İzmir iktisat kogresinde kapitalizmi savunmuş, ancak 1930′da ABD’de büyük buhran zirveye çıkınca “bu ekonomik şartlar altında halkın kapital oluşturması çok zordur; şartlar iyileşene kadar en azından temel yatırımları devlet yapmalıdır” demiş; şartlar oluşunca mevcut düzenin işlerine geldiğini görünler o geçici dönemi devam ettirmek istemiştir.
Bu çok basit bir örnek. Atatürk’ü örnek vermemin nedeni, Türkiye için sembol olması ve maalesef kullanılmasıdır.
Çok basit sorular sormak yeterli, mesela: Atatürk, ki herşeyi tartışılır ama ilericiliği su götürmez, bugünkü CHP’yi tasvip eder miydi?
Türkiye gerçekten modern midir? Yani, bunca sene türban tartışması olmadı, mesela 1970′lerde yoktu, o zaman modern miydi? İlerici miydi? Sözgelimi, herkes Monte Carlo’daki insanlar kadar şık ve “batılı” giyinse, Türkiye çok mu modern olacaktır?
Bugün aleni bilimsel gerçekler -evrim teorisi gibi- tartışma konusu olmuştur. Bunun hesabını kim verecek? Önce herkes dürüst olmayı öğrensin, çünkü er ya da geç herkesin yalanı ortaya çıkacak.
3-5 sapısiliğin hain demesine aldıracak değilim, benim atalarım yüzyıllardır bu topraklarda. Dün gelip, “yalakalıkla yalanla, milleti birbirine düşürüp ordan burdan avanta alabilir miyim?” diye ortaya çıkmadılar.
Dikkat edin, solculuğunu savunmuyor, onyıllar süren demagojiyi yıkmaya çalışıyorum. Sağcılar da, solcular da aldatıldılar. Onbinlerce insan pisi pisine öldü. Bugün iyi kötü bir demokrasimiz var, onu bile çekemiyorlar. Daha taslağı olmayan anayasaya “hayır” diyor insanlar yahu! Bunların arasında üniversite öğrencileri, oradaki hocalar var!
Üniversiteler yıllar yılı “YÖK yüzünden üniversiteler geri kaldı!” diye yırtındı.
Gazeteler “darbe anayası istemezük!” diye yazdı çizdi.
Gördükki kimse dürüst değilmiş. Şu sıralar Facebook’da sivil anayasa girişime karşı kampanyalar düzenleniyor!
mavimantar :
Ara 04, 07 at 6:45 amTürkiye de sol hareketin neden gelişemediği sorununa, Osmanlı’nın yapısına bakarak yanıt vermeye başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Yani Feodal bir yapıya sahip, Osmanlı imparatorluğunda, kapitalist iç dinamiklerin zayıf ve güçsüz olması, burjuvazinin gelişmesini engellemiştir.Buna bağlı olarak da ne burjuvazi nede proletarya gelişememiş, Avrupa da gördüğümüz sınıf bilinci oluşmamış, ciddi sınıf savaşımı yaşanmamıştır..Ama yinede küçük burjuva örgütü olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin1908 devrimini atlamamak gerek.Bu yarım kalan Burjuva devrimi bir takım demokratik hakların elde edilmesinin başlangıcı olmuştur.Ancak unutmamak gerekir ki ,gelişmemiş işçi sınıfı ve işçi sınıfı bilinci ile bu dönemde kurulan sosyalist partilerin sosyalistliği isimlerinde yer almaktan öteye gidememiştir.Gidemedikleri gibi, bir müddet sonrada yok olmuşlardır.Ta ki 1917 Sovyetler birliği devrimine kadar.Bu dönemde Marksist/Leninist ideolojiden etkilenen TKP kurulmuş olsa da sol harekete baktığımızda , birbirinden kopuk,kendiliğinden oluşan küçük gruplar – yapılanmalar görürüz.Tabi bu durumu, genel anlamda sosyalizmin kendi içinde yaşadığı farklı ideolojik fikirlerden nasibini almasını da eklersek, yapılan yanlış değerlendirmeler ve mücadele yöntemleri Türkiye solunun yakasına yapışmıştır.
Çok fazla uzatmadan,TKP kadrolarının yakalanması, öldürülmesi sürecinin ardından, TKP’nin ilk kurulduğu zamanki halinden pek de eser kalmadığını söylemek yanlış olmaz sanıyorum.
Tabi tüm bunlar Cumhuriyetin ilk yılları ve yaklaşık 50 ‘li -60’lı yıllara kadar süre gelen bir süreci kapsar.Bu dönemde sağlam bir ideolojiye sahip olmayan, tabana yayılamayan ve pek çok girişimi başarısızlıkla sonuçlanan sol hareket, aldığı her darbeyle biraz daha sağa kayan, kitlelere önderlik edebilme yeteneğinden uzak ve değişen koşullara ayak uyduramaz hale gelir.Ancak tüm bu olumsuz haline karşı, mücadele etmeye devam eder.Türk solu henüz çok gençtir, deneyimsiz ve ülkenin kendi iç dinamiklerinden çok , tepeden inme (demokrasinin bir gereği olarak TKP’nin devlet eliyle kurulduğu gerçeğini anımsayalım) oluşturulmuş, daha çok yurt dışında sol fikirlerden etkilenmiş kişilerin savunduğu bir görüş halini almış olsa da , sola olan katkısı yadsınamaz.
50’li-60’lı yıllara gelindiğinde, ortaya çıkan sınıflar arası çelişkilerin toplumsal muhalefete dönüşmesi 1961 Anayasasının getirdiği kısmen demokratik ortamla solun gelişmesini sağlamıştır.61 yılından sonra Türk solunun gelişmesi ve Disk’in kurulmasıyla işçi sınıfının sınıf bilincine ulaşacağı fikri hakim olmuştur.65-68 arası tüm ülkelerde yükselen sosyalist hareketlerle paralel olarak yükseliş göstermiştir.
Arka arkaya yaşanan askeri darbelerle demokrasinin aldığı yaralardan etkilenmemesini beklemek mümkün değil elbette.Ve her dönemde korku unsuru, heyula,yok edilmesi, başı ezilmesi gereken bir düşünce olarak sol , nasibini almıştır.Buna karşılık sağ ideolojinin iktidarın genel politikası olması,tüm kurumlarıyla sağ düşüncelerin desteklenmesi ve sağ ideolojiye sahip parti ve örgütlerin desteklenip, kayırılması yok sayılamaz bir gerçektir.Yakın dönemde Cumhurbaşkalığı yapmış bir siyasetçimizin “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” dediği bir yerde, doğal olarak çıkarılan sonuç solcuların cinayet işleyen , katiller olduğudur.
Sol düşünce sahibi aydınların hedef olduğu, öldürüldüğü bir ülkede ağzını açanların bile ağır baskılara maruz kaldığı bir yerde solun gelişip, kendi iç dinamikleriyle yerini sağlamlaştırmasını beklemek pek de doğru olmaz düşünce sindeyim.Kısaca Osmanlı İmp.luğu zamanında başlayan ve küçük burjuvazinin oluşturmaya çalıştığı sol hareket,gerek gördüğü baskılar ve yıldırma politikalarıyla , gerek kendi içindeki zaaf ve tutarsızlıkları sonucu bugün olması gereken yerde değildir.Ve bu yersizlik aslında Türk siyasi hayatındaki dengeler açısından tehlike içermektedir.
Elbette bunlar benim araştırmalarım sonucunda elde ettiğim bilgiler.Kimbilir belki de daha objektif, daha fazla tarihsel bilgilere ulaşsak çok daha doğru çıkarsamalar yapabiliriz.
Ancak yinede sizlere teşekkür etmek istiyorum.En azından tartışma konusu açtığınız için…
Barış Atasoy :
Ara 04, 07 at 12:52 pmİttihat-Terakki’yi iyi anlamak gerek; Meşrutiyet’i de.
Osmanlı yıkılmadan bir meclis kurabiliyor. Bugünkü İngiltere’ye benzer bir yapının temeli atılıyor; nitekim ilk Türkiye Cumhuriyeti meclisinin temelini oluşturan da bu meclis oluyor.
Ben İttihat Terakki’nin talepleri arasında demokrasi göremiyorum ne yazıkki.
Osmanlı’da bir sınıf yok. Dikkat edin, aristokrasi bile yok. Bir bakıma, devşirme sistemi de aristokrasinin oluşmaması için. Aslında zamanına göre dahiyane bir sistem kuruyor Osmanlı. Ancak bu sınıf korkusu, ileride başlarına iş açıyor. Mesela sermaye birikiminden korkuyor padişahlar; fazla zengin olanı idam ediyor,sürüyor, malına el koyuyor; zaten feodal bir yapı oluşmaması bu yüzden. Toprak sahibinin eski İngiltere’de olduğu gibi asker beslemesine rağmen, Osmanlı’da feodalist yapı olmaması, daha doğrusu çok güçsüz olması bu yüzden. Mesela çok vakıf vardır bizde; çok zengin olan hemen vakıf kurarki malını mülkünü en azından vakıf yoluyla ailesine bırakabilsin!
Sermaye birikimi olmadığı için sanayi devrimini de ıskalıyoruz; doğal olarak işçi sınıfı filan da oluşmuyor.
İşçi sınıfı olmamasından ötürü, en azından cumhuriyetin kuruluşunda hemen önceki dönemde, Rusya’daki olaylardan etkilenmemiş olmamız çok doğal. Zira, sosyalizmi salt rasyonel bir sonuç olarak göremeyiz; İngiltere’de 18 saat çalışan 8-10 yaşında çocuklar olduğunu, çoğunun öldüğünü biliyoruz. Buna bir tepki vardır. Bizde asla böyle bir yapı olmadı. Hatta, Osmanlı’da kölelik olduğu halde, eve aldıkları hizmetçileri bile aileden görmüşler, evlendirirken çeyizleriyle yollamışlar.
Cumhuriyetten sonraki dönemde ortaya çıkan solcuların talebi aslında ekonomik değil. Doğru dürüst seçimler, demokrasi ve özgürlük talebi var.
Hatta, ben doğal bir sağ-sol çatışması olmadığını da ileri süreceğim. Zira, 80′lerde birbirini öldüren sağcılar da, solcular da aynı fakir, köyden göçmüş kitlelerin çocuklarıydı! Hatta, solcuların arasında daha okumuş, daha zengin ailelerin çocukları vardı. Diyebilirsiniz ki, Che de, Engels de öyleydi; ama bizde ilginç olan, taban içinde de solcuların sağcılardan biraz daha iyi koşullardan geliyor olması. O yüzden, Türkiye’deki sağ-sol çatışmasını suni bulmuşumdur. Aslında çatışma, katı devletçilik-demokrasi talebinin çatışması. Bunu da ABD’nin tetiklediğini düşünüyorum; zira militarist bir Türkiye, Rusya için daha iyi bir tampon devlettir. Devletçilik ekonomide de varolagelmiş; gerçek bir kapitalizm olsaydı, kapitalist sınıf devlet yapısını şekillendirebilirdi. Bizde zenginleri devlet yarattı 80′lerin sonuna kadar, kapitalist olmaya çalışan bir sınıf var şimdi, onlar da emekleme sürecinde hala.
Sanırım söylenebilecek en enteresan şey, bizde kapitalizm olmadığı! Kapitalizm olmadığı için, sosyalizm de olamamıştır aslında. Burjuva sınıfı yavaş yavaş oluşmaya başladı; bundan sonra bir sol hareketin oluşmasını bekleyebiliriz. O da çok kuvvetli bir sol olmayacaktır; ta ki, Avrupa tekrar sanayi devriminin başında yaşadığı vahşi kapitalist uygulamalara dönmek zorunda kalıncaya kadar!
Salih :
Nis 15, 08 at 4:28 amAslında birçok arkadaş tarihi realitelere değinerek bazı açıklamalarda bulunmuş. Bu değerlendirmelere katılmamak imkansız.
Biz Türk toplumu olarak OsmanLıdan beri batıdan gelen herşeyi şeytani, zındıklık ve kafirlik olarak değerlendirdik, yeni görüş ve düşüncelere ağır bir önyargıyla baktık.Bu süreç hala devam ediyor.Bırakın sosyalizm ya da solculuğu meşrutiyete bakış açımız bile farklıydı bizim…
Özellikle osmanlı döneminde okur-yazar oranın çok düşük seviyelerde olması nedeniyle halkın bilinçli olduğu söylenemez.Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsün’de ” Meşrutiyet bize iki kere geldi ve biz her seferinde bayram yaptık, davul zurnalarla karşıladık, sokaklara döküldük…Ama İki kez gelen meşrutiyein gittiğini hiç görmedik.” Temel sorun aslında hala var.Biz toplum olarak bilinçli değiliz.Batıdan hep birşeyler tepemizdekiler tarafından getirildi.Halk adına halk için tepeden inme.Meşrutiyeti biz istemedik halk olarak.Cumhuriyeti de aynı şekilde.Temel sorun aslında taban hareketinin olmamasıdır.Sol hareketin gelişmemesinin temel nedeni bilinçsiz bir toplum oluşumuzdur.
Bir de sözüm ona solcuyum diyen insanların halkın milli ve manevi değerlerini reddetmesi, halk tabanında “solculuğun dinsizlik” olarak nitelenmesine neden oldu.
Dünyanın diğer yerlerinde sol hareketin halkın değerlerine karşı olmadığı görülür..Biz de ise sol hareket nedense halkın değerlerine zıt bir şekildeymiş gibi kabul ediliyor.Bu konuda da yapılan çok yanlışlar var.Sol hareketin oluşabilmesi için öncelikle bizim gibi pesimist ve muhafazakar toplumlarda halkın milli ve manevi değerlerine ters düşmemeksizin “sınıf” ve “insan” merkezli bir sol hareketinin gerçekleştirilmesi gerekir.
Yapılan yanlışlardan biri de şu : Özellikle aşırı uc solcular tarafından savunulan (ki ben yeryüzünde her türlü düşünce sisteminin radikalleri olduğuna inanıyorum) altermatif devlet kurma…Bu o kadar saçma bir fikir ki…Alternatif bir devlet kurmaya gerek yok.Mevcut devlet sisteminde sadece politikaları değiştireceksiniz o kadar…
Toplum bilinçli bir hale gelmedikçe bu ülkede düşün alanında hiç bir fikir ya da akım gerçek hüviyetine kavuşamaz ve olgunlaşamaz.
mahir :
Tem 10, 08 at 12:04 pmÖncelikle ben sağ görüşlü bir kişiyim.evimde otururken akılma düştü ve google den Türkiye’ de Sol Hareket neden bu hale geldi diye cümle yazıp girdim, ilk sizin yazınızla karşılaştım.Benim yıllardır Sol hareket içinde gördüğüm eksiklik hemen burada da karşıma çıktı.
bence bir fikrin benimsenmesi fikrin -hangi coğrafyadaysa-insanın genlerine, değerler dünyasına ne kadar hitab ettiği ile alakalandırılmalıdır.bundan on yıl kadar önce sol görüşlü bir arkadaşımı ziyarete gittiğimde çok iyi ağırlandım ve muhabbet koyulaşınca iş siyasete geldi, oradaki benim dışımdakilerin hepsi sol görüşlüydü. Bir arkadaş CHP yi kastederek sosyal demokrat, işçiyi köylüyü savunuyor ama köylüler bir türlü bu partiye oy vermiyor, diye serzenişte blunuyor. Hemen bu parti sosyal demokrat değil ki zaten diyeceksiniz ama ben bütün sol akımlarda genellikle aynı sıkıntıyı görüyorum. sizlerde öncelikle halkın kullandığı bir dil yok, geçmişin sadece olumsuz mirasına konmuşsunuz sırf eleştiri malzemesi olsun diye. ama siz kendinizi aydın kesim kabul ediyorsunuz genellikle ama sizin dışınızdakiler hiç mi bir şeylerden anlamıyor.yukarıdaki fikirleri belli bilimadamları, belli fikir adamlarının dışında biraz inanç, biraz tarih üzerine oturtabilseydiniz halk bunu daha kolay kabullenebilirdi.ben istemez miyim bütün ansanlar kardeş olsun, ben istemez miyim patronların boyunduruğunda işçiler kurtulsun,ben istemez miyim sömürü düzeni son bulsun. ama bu biraz genlerimiz <e uydurulmalıdır bence. en basit tabirle örnek vermeke gerekirse Türklerin İslamiyete geçişini gösterebilirim. birbirine uzak iki milletten Araplara öncelikle gelen dinle Türkler karşılaşınca hızla bu dine geçiş başlıyor. nedeni ne olabilir bunun? çünkü zaten Türklerde Gök-tek tanrı inancı yaygındı, bu da İslamiyetle örtüştüğü için bu dine geçiş hızlı oldu.
Bunları söylerken bilim içinde, siyaset içinde dinin ne işi var diyebilirsiniz? işte tekrara ediyorum sıkıntı burda başlıyor. Bu millet kendine ters düşen bir şeyi gördüğünde -iyi bir şey bile olsa- kökünde reddediyor. O zaman iki yüzlülük mü yapalım dinle mi insanı kandıralım demeyin böyle dediğiniz için bu kadar zemin bulamıyor sol hareket.sağ bugüne kadar din ile bu insanları kandırdı aöa insanlara bir şey veremedi, siz bir şey vermek istiyorsunuz ama bu sefer dine karşı tavrınız nedeniyle, tarihe bakışınız nedeniyle baştan siliniyorsunuz.
hülasa dilim döndüğü kadarıyla bir şeyler söylemeye çalıştım, iyi niyetli olmasam sitenize girip bu yazıları da okumazdım, ben kendi ideolojime de eleştirel bakabilenlerdenim, siz de bir eleştiri yapmışsınız zaten o na ek olsun istedim. bundan sonra sitenizi elimden geldiğince takip etmeye çalışırım.
ersin :
Ağu 30, 08 at 7:50 amben sadece şunu söyleye bilirim türkiyede sol harekete yön verecek herhangi bir yapılanma bulunmamakta var olan yapılarda her zaman kendi çıkarlarını kollamakta bu durum böyle devam ettikçe arpa boyu yol almayız oysa denizler mahirler ibolar hiç bir çıkar gözetmeksizin düştüler yola yolun sonunu bile bile…………
yakamoz(tarihçi) :
Oca 09, 09 at 1:31 pmbunun cevabı açık ve nettir türkiye gelenekçi ve kutsal devlet anlayışına sahiptir bu da onu muhafazakar örtüye bürümüştür kişiler için devlet ihtiyaçtır.tarihten gelen inançla devletçilik vardır birey devletle anlam kazanır yani türkiyede sol örgütlenmeden öteye geçememiştir.sonuç olarak kurulan birtakım sol partilerin ömrü kısa olmuş halk tarafından desteklenmemiştir ayrıca günümüzde halen sol demek dinsizlik bölücülük anlamlarında kullanılmıştır sosyalizm marksizim kapitalizm gibi kavramlar kınanmıştır özellikle kırsal kesim çık muhafazakardır devlet onlar için tek ve yektir.sol bu ortamda gelişemez di.ayrıca yeterli işçi sınıfımız da oluşmamıştır.sonuç itibariyle türkiyede sol için uygun ortam doğmamıştır.