CNBC-e’den tarih meraklıları için yeni bir dizi daha: The Tudors
CNBC-e, favori kanalım. Aynı zamanda tarihe biraz meraklı olduğumdan, Rome dizisini duyunca,”bir dönem moda olan fasarya tarih içerikli romanlar gibi, gerçekle alakasız,şişirme birşeydir” demiştim. Hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Helen Mirren, Jeremy Irons gibi önemli oyuncuların rol aldığı Elizabeth dizisine de bayılmıştım. I.Elizabeth, karakter,zeka ve güzellik olarak, aslında hayran olduğum kadınlardan biri! Feministlerin örnek gösterebileceği çok ama çok önemli bir karakter I.Elizabeth; maalesef yine Helen Mirren’ın oynadığı Elizabeth filmini seyredemedim (aynı oyuncunun iki Elizabeth’i de oynamış olması hoş bir tesadüf; yalnız film şu an kraliçe olan II.Elizabeth ile ilgili, ki aslında o da önemli bir tarihi figür, o da ayrı konu)
Herhalde bu aralar bir Tudor takıntısı var; zira The Tudors dizisi de, bahsettiğim I.Elizabeth’in babası olan 8. Henry’nin hayatını konu alıyor. Laiklikten bahsederken, 8. Henry’ye de değinmiştim, aslında hemen hemen tüm Tudor’lar gibi, 8. Henry’de, tarihte çok önemli izler bırakmış bir Tudor. Hatta, belki de Tudor’ların en etkili olanı.
Tudorların İngiliz tahtına geçmeleri, 1485 yılında, 7. Henry’nin 3.Richard’ı Bosworth savaşında yenmesiyle başlıyor. O dönem biraz çalkantılı bir dönem olduğundan, kendini pek de emniyette hissetmeyen 7. Henry, eski düşmanı olan 4.Edward’ın kızı York’lu Elizabeth ile (bu bizim 1.Elizabeth değil!) evlenerek, York ve Lancaster’ların birleşmesini sağlıyor. Aslen, Tudor’lar İskoç kökenli. Zaten İngiliz tahtına nadiren bir İngiliz çıkıyor; hatta en meşhur kralları olan Aslan Yürekli Richard, aslen Fransız ve tek kelime İngilizce bilmiyor!
Tudor’ların uçkurlarıyla ilgili bir problemleri var; nitekim bu problemler daha 7.Henry döneminde başlıyor. Ölen kardeşinin karısıyla evlenmek için papayla çapraşık ilişkiler kuran 7. Henry’den sonra, zamparalıklarıyla tanınan 8.Henry, Anne Boleyn’le (I.Elizabeth’in annesi) evlenmesine (Katolik mezhebinde boşanma diye Bir şey yok!) izin vermeyen papaya madik atarak, Katolikleri ülkeden kovup Anglikan kilisesini kuruyor. (Aslında sebep uçkur belası değil; 8.Henry’nin birtürlü erkek çocuğu olmuyor, bu erkek çocuğu doğurması için 6 kadınla evleniyor – sayısız metresi de var, o da ayrı konu!)
8.Henry’nin karısı olmak da zor zenaat; Anne Boleyn ve Kathryn Howard idam edilmiş, ilk karısı Catherine’den ve Anne’den boşanmış, çok düşkün olduğu Jane Seymour doğumda ölmüş, Katherine Parr dul kalmış.
The Tudors dizisi, çarpıcı konular açısından çok şanslı. 8. Henry, Anne Boleyn, I. Elizabeth, İngiliz devletine yön veren Thomas Cromwell, Thomas More gibi sayısız renkli karakter ve kiliseyle olan ilişkiler, Anglikan kilisesinin kuruluşu, İspanyol Armadası ile yapılan savaşlar, Tudor’ların soyundan gelen Medici’lerin İtalya’da başlayan rönesansa katkıları gibi enteresan olaylar mevcut.
Taht açısından bakıldığında ise, Tudor’larda tam bir kadın-erkek eşitliği var! 7.Henry,8.Henry ve 6.Edward’ın ardından, tahta geçecek erkek kalmadığından, sadece 5 yıl içinde tahta sırayla Jane, I. Mary (8.Henry ile Aragonlu Catherine’in -o da İspanya kraliçesi!- kızı ve aynı zamanda ileride I.Elizabeth ile savaşacak olan İspanyol kralı 2.Philip’in karısı) ve son olarak I.Elizabeth çıkıyor. Beş sene tahtta kalıp daha sonra hapse tıkılan I.Mary’nin aksine, I Elizabeth tahtta 50 yıl kalıyor ve İngiltere’ye altın dönemlerinden birini yaşatıp, halkın da çok sevdiği bir kraliçe haline geliyor. Hiç evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan Bess’in ölümünden sonra da, zaten Tudor hanedanlığı son buluyor.
Bu arada, bizim I.Mary’nin lakabı da “Bloody Mary”; meşhur kokteylin adı sanırım buradan gelmekte!
Gelelim The Tudors dizisi ile ilgili bazı bilgilere..
Dizi, İrlanda ve Kanada’da çekilmiş ve ilk sezon, 10 bölümden oluşmakta. Yakaladığı başarının ardından, Showtime 2.sezonu da çekmeye karar vermiş; hatta 2. sezonda kadroya sevdiğim aktörlerden Peter O’Toole da katılacakmış.
Temel olarak tarih ve olaylara sadık kalınmış olmasına rağmen, özellikle 8.Henry ve karılarının yaşları arasında ciddi farklılıklar olduğu söyleniyor. Dizi, 8.Henry’nin 25.yaşında başlıyormuş. Ancak, 8.Henry’nin hayatında 30 yaşından önce pek bir numara filan olmuyor. Mesela, Anne Boleyn 8.Henry’den 15 yaş filan genç olmasına karşın, dizide yaşıt gibiler. (Yüzlerine filan bakınca öyle görünüyor) Küçük olsada, “yuh” dedirtecek hatalar da yok değil; zamanının papasının yanlış yansıtılması gibi!
8.Henry, tip olarak da gerçeğine benzemiyor. Enine geniş olan gerçek 8. Henry’nin aksine, Jonathan Rhys Meyers filinta gibi bir genç. Jonathan Meyers şu aralar alkolizm tedavisi görmekle meşgulmüş; bu açıdan 8.Henry ile bir benzerliği var diyebiliriz!
Sam Neill, dizideki en tanıdık yüz ve Kardinal Wolsey’i canlandırıyor. Natalie Dormer, Anne Boleyn rolünde; umarım idamı gecikir de bol bol seyrederiz kendisini!
Zeynep :
Eki 08, 07 at 1:04 amİlgili Makama,(çok resmi oldu, devamı bu şekilde gelmeyecektir müsterih olunuz…)
Efendim! Konuya’Türkiye nerden nereye geldi’ gibi klişeleşmiş bir soruyla başlamak istemiyorum, malumunuz yoruma açıktır, konu hassastır girmeyeceğim lakin yıllarca beklediğim Gazap Kuşları’dizisi hristian propagandası yapılıyor diye yasaklanmış olması günümüz dizilerini seyrettikten sonra anlamını yitirmiş oluyor ve beni size yazmaya kadar itiyor.Bu yasak neden hala kalkmıyor bilemiyorum!!Zira ortada öyle filimler öyle diziler var ki
yüzler artık kızaramaz hale geldi.Neden? kaşarlanmış olmaktan… Ha dediğim gibi sosyal yapımızdaki hızlı değişim bizi bir yerlere götürüyor hayırlısı.Dizi hakkında bilginiz var mı bilemem ama 1977 de yanlış hatırlamıyorsam nasıl olduysa seyretme şansımız olmuştu Bir papazın ,sonra kardinal oldu galiba,bir kıza aşık olmasıyla başlıyor ama olay sanıldığı kadar basit değildir bir Allah sevgisi vardır ki konuyu tepeye çıkarıyor.Aslında ,naif, çocuksu,ahlak sorgulaması içinde gidip gelen insancıl BİR ADAMIN ÖYKÜSÜDÜR… Beyefendinin tek sorunu papaz olması,işin komiği bizimde sorunumuz olması.Dizide kimin eli kimin cebinde gibi bir ahlaki sorunlar yoktu.Bu Don Veletto kimin oğlu, amcası çocuğu neden sattı,teyzesi mi kaçırmış, o enişteye ne demeli baldız baldan tatlır deyip…Misaller çoğaltılabilir ama öyle görünüyor ki durum aynen kalacak,günümüzün modernliği işte.Sebebi ziyaretim,Tudors fena değil ama sizden rıcam Gazap Kuşları ‘The Torn Birds ‘Filine bir şans tanımanız .O zamanlar küçük bir kızdım belki çok abartıyor olabilirim ismini yanlışta yazmış olabilirim ama ben genede şansımı denemek istedim.Aşklarından çok etkilenmiştim…Sabrınız için çok teşekkür ederim!Ha bu arada ! hala bir müslümanım ve aşkımı bir Türk evladıyla paylaşıyorum. Allah’a şükür hiç ‘papaz’ olmadık. Hepinize saygılar harika bir kanalsınız bu yüzden rahatlıkla yazabildim.
Barış Atasoy :
Eki 08, 07 at 3:54 amYobazlık maalesef belli dönemlerde yükselişe geçer; bunu bu zamanla sınırlamayalım ya da sadece Türkiye ile; tüm dünyada özellikle 90′ların ortasından beri hızla yükselen bir yobazlık ve bağnazlık akımı var.
77′de ben 2 yaşındaydım:) Ama merak ettim, araştıracağım. Hatta bulursam size haber verip kopyasını bile yollarım.
Eh,kaşarlanmış da olabiliriz tabi. Büyük bir insanın dediği gibi, az kaşardan tost, çok kaşardan dost olmaz:P
Zeynep :
Eki 08, 07 at 5:03 amSayın Atasoy,
hemen cevap vermenize çok sevindim,kelimelerin havada kalacağını sanıyordum memnuniyetle görüyorum ki yerine ulaşmış.Yorumlarınızı da beğendim.Kaşar meselesi vahim bir boyut kazanabileceğini düşündüğümden konuyu es geçiyorum,üstünüze alınmayın.Ama Shakespeare ‘in özlü bir sözü vardır ben biraz değiştirerek yazıyorum:’Her kaşar dosdoğru tost olmuyor..’Neyse iyi haberlerinizi bekliyorum.Bulup seyrettiğinizde umarım hayal kırıklığı yaratmaz!Bu arada 77 de ben 8 yaşındaydım!! Biraz arabesk oldu ama…Selamlar!
Barış Atasoy :
Eki 08, 07 at 5:24 amBütün yorumlara cevap vermeye çalışıyorum, yapamayacak durumda olsam kapatırdım zaten. Bu biraz saygıyla ilgili birşey, yani siz vakit harcayıp yorum yazmışsınız, benim bunu görmezlikten gelmem saygısızlık olur. Selam veren birine boş boş bakmak gibi. Bunun dışında, genel olarak yazdığım şeylerde insanların birşeyler söylemesini teşvik etmeye gayret ediyorum, çünkü en nihayetinde hayat başkalarını anlamaya çalışırken kendimizi de tanıma çabasından ibaret.
“Arabesk” kelimesini ucuz ve duygu sömürüsü yapan müzik tarzı olarak kullanmayalım; aslına bakarsanız “gerçek” arabesk müziği severim:) Annemin dayısı da, farkında olmadan bu türün Türkiye’de keşfedilmesine vesile olmuş;keşke böyle rezil bir hale getirilmeseydi. Doğu kültürünü de yozlaşmamış haliyle severim. Madem film-dizi seviyorsunuz, Robin Hood’da Morgan Freeman’ın söylediği çok güzel bir laf vardı. Güzelliği şuradan geliyor, tek kelimeyle doğu-batı ayrımını özetliyor: “Bizde birinin hayatını kurtarırsan ondan sorumlu olursun, sizde ise o insan köleniz olur”. Yalancılık,pusu kurma,kan davası gibi şeylerin doğu kültürüne yamanmasına son derece üzülüyorum. Bu tip rezillikleri “batı rezillikleri”,”doğu kepazelikleri” diye ayırmak daha doğru olur.
Adresinizden yaşınızı gördüğüm için “ben o zaman 2 yaşındaydım” deme ihtiyacı duydum:)
Zeynep :
Eki 08, 07 at 6:33 amSayın Atasoy,
Haddimi biraz aşmış olabilirim sizi biraz da üzmüş olduğumu görüyorum.’Arabesk kelimesini’ gerçekten tanımladığınız gibi kullandım ama amacım şimdi ki ‘Arabesk’in insanlar üzerindeki yansıması göstermekte değildi.Gerçek arabesk’ı tanımlarken heyecanınızı hissedebildim.Konu hakkında bir gözlük daha takmam gerekiyor.Galiba doğru kelimeyi bulamayınca kaçtığımız yolun adı arabesk oluyor.Birçok genç duygularından dürüstçe bahsettiğinde alay konusu olacağını zannederek güvensizlikten kaynaklanan bir ‘U’ dönüşü yapıyor.Burada ki konumum bu tarife iyi oluyor.Morgan Freeman’ın söylediği sözü biliyorum.Benimde sizinle paylaşmak istediğim sözler var ama burada bir polemiğe girmek istemem,doğru olmayabilir.Doğu kökenli bir arkadaşım, kendi öz eleştirisini yaparken’Biz şehirden gelen adamı Tanrı misafiri olarak kabul ederiz,varımızı yoğumuzu önüne sereriz, kültürümüzde bu vardır ama hep bilinç altımızda ondan bir gün fayda sağlamak yatar ‘demişti.Çok üzülmüştüm ,gittiğim her köyde çok güzel ağırlandım ve bir daha kimse kimsenin yüzünü görmedi…Parada istenmedi Sıkıntılarından bahsedeceğine isim verdiği ineklerine,her biri altın yumurtluyorcasına değer verdiği tavuklarına götürdü onlarla gurur duyuyordu.Hangimiz elimizdekiyle gurur duyuyor? Ekmeğinden,suyundan içirdi.Belli ki yüzüne,ifadesine şehrin pisliği hiç bulaşmamıştı.Sadece elleri ,kaş ,alın hızasındaki derin çizgiler, hayatın yükünü nasıl çektiğini anlatıyordu…Görebilen, görebildiğini doğru yorumlayan için.Evet haklısınız bizim olan herşey yön değiştirmiş,soluksuz kalmış gibi görünebilir ama hala oksijeni başka yerlerde arıyoruz…Ve resim çok değişiyor…adını koymak bile çok üzüyor…Yalancılık,pusukurma,kan davası…Bu tip tabloları televizyon çok iyi besliyor,doğu-batı ayrımı yapmaksa diğerlerine koz olarak kalıyor.Ben Türk’üm ,her yönümle doğusuyla batısıyla.Beğenmediğim çok şey var ama eleştirmeğe korkuyorum çünki ÜLKEMDE yaşayıp ölmek istiyorum.
Barış Atasoy :
Eki 08, 07 at 8:03 amEstağfurullah, kesinlikle kızmış ya da alınmış değilim; hatta sizin kullanmış olduğunuz şekliyle ben de sıkça kullanıyorum. Bu bir hata ama hem alternatif bir kelime yok, hem de dile yerleşivermiş. Sadece antrparantez, “diğer” arabeskten bahsetme ihtiyacı hissettim.
Beğenmediğimiz şeyleri eleştirmek gerek, üstelik bu eleştiri ve uzlaşma kültürünü kazanmak açısından yararlı da olur. Bende eskiden bu topraklarda yaşayıp ölmek istiyorum derdim; ama artık görüyorum ki, bu topraklarda çocukken gördüğüm insanlar artık yaşamıyorlar. Hala duruyor olmamın nedeni,rasyonel olmayan, duygusal bir bağımlılıktan ibaret.
Bozulma büyük bir hızla devam ettikten sonra bir noktadan sonra düzelmeye başlayacak; çünkü biz çok ama çok uzun süre gerçek dünyaya kapalı yaşadık; komünist Rusya gibi. Örneğin burjuva sınıfı oluşmak için kavga veriyor, burjuva nasıldır, ne yapar, iş ahlakı nedir bilmedikleri içinde bocalıyor ve saçmalıyorlar. Zaman içinde herkes yeni düzende yerini bulup kök salacak, sonraki kuşaklar daha düzgün yetişecekler. Biz talihsiz bir zamanda doğduk belki.
Köyler de istisna değil, oralarda da klasik “köylü” yaşantısı değişti. Ben herşeyin olması gerektiği için olduğuna inanırım. Onlar da bu değişimi yaşayacak; önce 1-2 kuşak yozlaşacaktır; çünkü artık ne at ne eşekler. Sonra yavaş yavaş onların da ahlaki ve ekonomik sistemleri oturacak. Zaman gerek; ama hayat çok kısa.
burcu :
May 24, 08 at 5:34 amya arkadaşlar bu dizi bitmedi değilmi?ne zamnlar gösterilio bu dizi(Tudors) çok izlemek istiyorum lütfen birileri bana saatini we gününü sölermisiniz??????
melike :
Eyl 10, 08 at 4:41 amdizi süper yha yenı sezonda baslıyor. kacırmayın…..!!! 8. henry e hastayım