Jack Bauer ölmez, vatan bölünmez!

jack bauer kiefer sutherland24′ün ilk sezonu, dikkate alınması gereken dizilerden biriydi. Fonda sürekli “bu- yaz-yazlıkta- manita- yapmam- lazım- gitar- çalmam- gerek” tınılarının sinirlerimi çekip kopardığı, uyduruk-ağlak senaryolu, çizgili-takımlı, ürkek-ceylan bakışlı tiplerin cirit attığı yerli dizilere doğal olarak tahammül edemediğimden, şansımı yabancı dizilerden yana deniyordum. Doğrusunu isterseniz, yabancı (ABD yani) menşeli dizilerde de pek bir numara yoktu; birkaç istisna dışında.

24 bunlardan biriydi. Sürekli psikolojik gerilim, “gerçek” insanlar, üstelik “dişimin dolgusundan nitrik asit de çıkar, dinamit lokumu da” gibisinden zırvalar yoktu.

Kiefer Sutherland, nihayet bu rolle yerini bulmuş gibiydi. Artık, yüzünde babasının (Donald Sutherland) kıyağıyla bir rol kapmanın ezikliği, “konu komşuya rezil olduk” ifadesi yoktu. Dikkat edin, buna benzer bir ifade, genelde babası kendisinden daha yakışıklı ve fit olan her aktörde vardır. Mesela, Micheal Douglas..

Bu sezon, maalesef 24′de “kıvama gelmiş”. Jack Bauer, bol bol milli mesajlar verip duruyor. Zenci ABD başkanının yerine artık tam bir WASP (White, Anglo-Saxon,Protestan) kılıklı adam geçmiş. Dizide herkes yerli yersiz “USA şöyledir böyledir, biz acaip kral bi milletiz, Öyle demokratız, şöyle bilmemneyiz” diye atıp tutuyorlar.

Bauer’da, artık bir süper kahraman. Tek başına bütün kötü adamları harcıyor. Üstelik, daha önceki sezonlardaki “şaibeli” kişiliğin yerine, vatanını milletini çok seven, vazife aşkıyla yanıp tutuşan bir ajan almış. Artık eroine takılmıyor, iş arkadaşlarından birini vurmuyor (TV tarihinin belki de en rahatsız edici sahnelerinden biridir Bauerıın Jack Ryanıı vurması; aynı zamanda bana “ABDıde nasıl böyle bir dizi çekilmesine izin verirler” diye dumura sevketmiştir beni)

Sonuç olarak, şovenizm 24′ün de içine etmiş. Artık sadece rastlarsam seyrediyorum..




Siz de birşey söyleyin!