Maalesef özellikle büyük şehirlerde yaşayan Türk insanının çevresi dardır. Dardır demekle kastım, şehir insanının burnu biraz havadadır, vahşidir, kaynaşmayı sevmez. Belki 1000 tane ahbabı vardır, ama hemen hepsi tornadan çıkmış gibi, bir örnektir.
Bununla birlikte, dünyanın en enteresan tipleri bu ülkede yaşıyor. Bu tesadüf değil; tarihi ve coğrafyası itibariyle bizim ülkemiz kadar zengin hiçbir ülke yoktur. Bir ailede bile, babaannesi Ortodoks Hıristiyan Rus, dedeleri Hindistan göçmeni Hindu ve Çerkez, annesi Azeri tipler çoktur. Şimdi pek o kadar uç örneklere rastlanmıyor, çünkü nedense bize hiç benzemeyen ve bu zenginliği öldüren bir Batı modeli yerleşim kültürü benimsedik. Bazı yerlerde hala mahalle hayatı yaşanabiliyor, oralar “gerçek İstanbul mahalleleri” ise, ne bileyim, Malatya bilmemne köyü değilde, Osmanlı hüviyeti taşıyan bir mahalle ise, oradan çıkanlar hala ilginç ve renkli insanlar.
Kuşaklar gitgide cahil ve kültürsüz hale gelse de, Türkiye’de bir “tanıma” geleneği var. Örneğin, bir Batılı hıristiyansa, müslüman adetlerini, musevi adetlerini filan pek bilmez. Çok uzağa gitmeyeyim, ben Paskalya’nın ne olduğunu bilmezken, anneannem “bugün Paskalya yortusu” derdi, bir Musevi’nin Koşer adetlerine göre (bizdeki haram-helal yemek meselesi gibi) neyi yiyip neyi yemeyeceğini bilirdi; çünkü o İstanbul kültürünü yaşamıştı. Hatta, ben küçükken eski bir mahalle tanıdığı olan bir kadını ziyarete gitmiştik; kadıncağız bir dudağı yerde, öbürü gökte, kuzgun rengiydi, ben korkmuştum! Türkiye’de gördüğüm ilk “siyahi” insan oydu.
Dayım hala birbirinden ilginç karakterler anlatır, oturup kitap haline getirse, herhalde dünyada bir hayli satar (bizde satar diyemiyorum; okuma alışkanlıklarımız genelde uyduruk bestseller romanlarla sınırlı)
Birisi, “Türkiye, bölgeye ajan ihraç eden bir merkez haline gelebilir” demişti; ne kadar doğru. Aynı sülalede bile, Finliye, Arap’a, Rus’a benzeyen insanlar var.
Gelgelelim, dizilere bakıyorum, aynı tekdüze tipler, aynı konular, hatta aynı müzikler. Azıcık eli ayağı tutar bir yerli dizi, 10 senede bir çıkıyor, o da, ancak “izlemesemde olur” denilebilecek türden.
Şimdi, bu dizileri çeken adamlara sorsanız, diyecekler ki “efendim, maddi imkan yok, hem biz de isteriz daha iyi şeyler çekmek, ama halk bunu istiyor!”
Yalan! Doğru dürüst senaryo yazabilen adam, doğru dürüst yönetmen, hatta doğru dürüst ışıkçı yok. Birkaç eski tiyatrocu dışında, doğru dürüst sesi olan, o sesle konuşabilen adam yok. İzleyin yabancı dizileri, adamların sesleri içinize işliyor.
Üretim olmadığı yerde taklit olur. Alıyorlar bir yabancı diziyi, uydur kaydır, 1960′lardan sonra yaygınlaşan yoz kültüre uyarlamaya çalışıyorlar. Sonuçta ortaya çıkan şey, yoz ve eklektik oluyor. Zaten araştırma filan da yok. Bir sokak kavgası seyretmemiş ya da içinde bulunmamış, gerçek bir silahlı çatışma izlememiş biri, nasıl bunun filmini çeker ki?
90′ların başında, Türkiye’de yerli pop furyası vardı. Baktılar piyasa genişliyor, bırakın şarkı söylemeyi, a demekten aciz tipleri piyasaya sürdüler. Şimdi piyasa “öldük, bittik” diye ağlıyor. Onun yerini yerli rock birsüre doldurdu, şimdi ordada enflasyon var, yakında yerli müzik piyasasını el ele verip bitirecekler. Ondan sonra, modem’den vergi alınsın, boş CD’ye %200 vergi koyulsun gibi abuk sabuk fikirlerle ortaya çıkıp milleti hırsız ilan ediyorlar. Bizde kapitalizm ancak 20 senelik konu olduğu için, para da kentsoylunun elinde olmadığından, insanlar kendi tezgahlarına pisliyorlar, iş işten geçince de devlete el açıyor, kendilerinden başka suçlu arıyorlar.
İddia ediyorum, Digiturk ve CNBC’de yayınlanan dizileri Türkçe olarak ulusal kanallarda yayınlayın, bir sene sonra 5 tane yerli dizi kalmaz.
Para yok palavrasını geçin. House gibi bir diziyi çekmenin sermayesi nedir, kapalı mekanda geçiyor, 10 tane oyuncu yok. Tutup CSI’ı çekemezsin, komik kaçar. Ama elbette, Türk emniyet teşkilatında da, kendine has tarzıyla sivrilmiş, başarılı olmuş adamlar vardır. Araştırırsın biraz tarihi, içlerine girip konuşur, adamını bulursun.
Adam kendi ülkesini gezmemiş, kendi insanını tanımıyor ki. Bugün “ilginç birilerini bulacağım” diye çıkın sokağa, 10 tane yeni kahraman bulursunuz. Bu adamlar üzerine en az 5 dizi senaryosu yazılır. Palavrasız, kendi kültürünün derinliğine inerek, Türk gibi, Osmanlı gibi çek diziyi, bütün dünya da oturur seyreder. Türkiye, Bağdat Caddesinde çakkıdı çakkıdı sakız çiğneyip ağzını yaya yaya konuşanlardan ya da varoşlarda, elini tutmadığı kızı “ya benim olursun, ya da kara toprağın” diye öldüren öküzlerden ibaret değil.
Beğenmedikleri halkın bir zamanlar en çok izlediği dizi Süper Baba’ydı; inanır mısınız, insanlar o karakterin ahlakını, insancıllığını örnek aldı, kendine bir çekidüzen verdi. Hemen herkes eve gelince otomatik olarak TV’yi açıyor, kısacası sen ne koyarsan yayına, onu izliyorlar.
Zeki Demirkubuz’un Masumiyet’i çok iyi filmdir; bütün dünyada da ödül aldı. Adam tutup, ABD filmini araklayıp “şu John’un yerine, kıronun birini koyayım” mantığıyla film çekmedi. Züğürt Ağa gibi bir film var, belki Türk sinema tarihinin en iyi filmi. Yol var, Cannes’da ödül almış. Hatta, adı bile tebessüme neden olan Cüneyt Arkın’ın, birinci sınıf dedektiflik filmleri var! Öyle eline tabanca alıp herkese mermi yağdırmıyor, ya da suratını buruştura buruştura tekme tokat girmiyor; Allah için iyi de oynamış.
Türk sinemacısı başarılıdır; çünkü bunları zamanında neredeyse sıfır imkan, sıfır parayla becermiş. Şimdi tutup Fatih Akın’ı örnek verecek değilim; kabul edelim adam doğma büyüme Alman, adı Türk adı diye, “bu bizdendir” demek ikiyüzlülük, başka Bir şey değil. Çok severim, o ayrı. Dikkat ederseniz, Alman kültüründen gelen Akın’ın karakterleri genelde Türk; adam akıllı. Robotlaşmış Avrupa halkından, iyi hikaye çıkmayacağını biliyor.
Televizyonun derdi başka. Yarım yamalak öğrendiği kapitalizm ile, halkı sağmal inek yerine koyuyor. Şimdilik işleri iyi, ama müzik işinde olduğu gibi, bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştıracaklar. “Tez zamanda ne vurursak vuralım” zihniyetiyle kapitalizm olmaz. Kapitalist, 10 senelik, 20 senelik plan yapar. Tezgahını kollar, sahip çıkar. İşporta tezgahıyla kapitalizm olmaz.
Halkı aptal yerine koymak kolay. Dünyadaki en akıllı adamı bile kandırmak zor değildir; insanlar yapıları gereği inanmak, kabullenmek ister. Bu demek değilki, kimse uyanmayacak, sonsuza kadar herkes her saçmalığa inanacak.
Hiç yorum yok; hadi birşeyler söyleyin!