Ali Saydam ağzından Internet

Engin Ardıç’ın Internet’i ciddiye almadığını üzülerek görmüştüm; zira ben Engin Ardıç’ı ciddiye alırım. Sadece “tepkisel” bir yaklaşımla, Internet’in varlığını, neler yapabildiğini yadsımak Engin Ardıç’ı büyütmez. Zira, Internet’in etkisi, gücü ve ünü Engin Ardıç’ı belki milyonlarca kez aşmış durumda.

Aynı gazetenin yazarı Ali Saydam, bugün daha “feci” bazı tespitlerde bulunmuş; ama kıvırma payı mahfuz. “Bana göre” gibi “yumuşatıcı” ifadelerle Internet’in çok da etkili olmadığını ileri sürmüş.

Ali Saydam fena halde yanılıyor. Herkes yanılabilir. Ama herkes yanıldığının kolay kolay farkına varmaz.

Lafı fazla uzatmadan hemen söyleyelim. Herhangi bir iletişim aracı güvenini yitirdi mi etkisini de yitiriyor…

demiş Ali Saydam. Bahse girerim, Noam Chomsky filan da okumamış. Basının aleni yalan söyleyip gerçekleri çarpıttığı sayısız duruma şahit olduk. Üstelik, basına güvenildiği ya da ne kadar güvenildiği konusunda bir istatistik yayınlayamadığınız sürece, ki iddianızda böyle bir kaynak göstermek ihtiyacı duymuyorsunuz, dediğiniz şey havada kalmaktadır.

Basının etkisi güvenilirliğinden filan değil; kitlelerin “duygularına” hitap edip onları harekete geçirebilmesinden ileri geliyor iddiasını ortaya atarsam, benim savımı nasıl çürüteceksiniz?

Öyle ya, basını yalanlayan yine basın değil mi. En basitinden, Zaman gazetesi defalarca afişe etmedi mi Cumhuriyet gazetesini?

Oysa Cumhuriyet gazetesi göreceli olarak tiraj artırdı; demek ki güvenilirliğini kaybetmiş değil. Ya da diğer olasılık, insanlar güvenilirliği filan iplemiyor! Etkili midir Cumhuriyet? Evet; ama sadece kendi okuyucusu için. Nasıl Zaman gazetesi, sadece kendi okuru için etkili olabiliyorsa. Çünkü mantıklı bir gerçek arayışı yerine, taraf seçme durumu var derim ben. Ama benim bu iddiam da, Ali Saydam’ın iddiaları gibi havada kalır. Hangisine inanacağınızı siz seçin.

O nedenle ‘trendy’ pek çok iletişim profesyonelinin tersine, Facebook gibi itibarı olmayan internet ortamlarının iletişim açısından bir etkisi olmayacağını; üzerine sayfa sayfa makaleler, kitaplar dahi yazılsa, bu durumun değişmeyeceğini düşünüyorum

diyerek devam ediyor Ali Saydam; ki %100 haklı!

Neden mi? Çünkü Facebook bir yayıncı değildir! “itibarı olmayan internet ortamlarının iletişim açısından etkisi olamayacağı..” kısmına ekstra dikkat!

Facebook’un itibarı olması gerekmez. Facebook, dediğim gibi, yayıncı değil. Sanal ya da gerçek kişilerin birbirine pasta, börek, rakı gönderdiği, insanların hiçbir aktivite ya da tartışma ihtiva etmeyen boş gruplara katıldığı bir curcuna. Facebook, aslında insan arama motorundan öte Bir şey değil. Facebook, bir tezle ortaya çıkmıyorki.

“Internet ortamı” nedir, lütfen biri bana anlatsın!

“İletişim açısından etkisi olmamak”.
Bilmiyorum; örneğin neredeyse bütün lise arkadaşlarımı Facebook’da buldum. Tam tersine, bu bireyler için son derece büyük bir iletişim kapısı açıyor. Sayın Ali Saydam, sizin yazınızın içine eski arkadaşlarımı arıyorum diye ilan versem kaç kişiyi bulurdum? Ya da kaç kişi bana ulaşırdı? Bir denemeye var mısınız?

Ha, “iletişim açısından” gibi muğlak bir ifade kullanarak belki duruma göre “manevra alanı” bırakmak istediniz. Bir de, “kitle iletişim aracı” olarak okuyalım; yani “Facebook, bir kitle iletişim aracı olarak etkisizdir” diyelim.

Etkisiz midir gerçekten? Bunu ben bilmiyorum. Elimde bunu ölçen bir istatistik yok. Sizde varsa açıklayın, istifade edelim.

Kaldı ki, Facebook, yine tekrar ediyorum, “kitle iletişim aracı” değildir; haber içerikli bir site, hatta bir komünite değildir. Facebook’u dilerseniz bir komünite oluşturma aracı olarak kullanabilirsiniz; sözgelimi “Bahse girerim Ali Saydam’ın Internet’i anlamadığını düşünen 100.000 kişi bulurum” diye bir komünite yaratabilirsiniz; ya da sadece eski dostları arayıp durursunuz. Facebook, sizin yerinize devrim yapmaz, askeri “göreve” çağırmaz, kitleleri aydınlatmaz ya da satanizmi teşvik etmez.

Facebook, BİLGİ YAYAN BİR SİTE FİLAN DEĞİLDİR.

Muteber bir reklam yayıncısı mıdır peki? Bunca zamandır reklam alabildiğine, üstelik büyük şirketlerden reklam alabildiğine göre, öyle görünmektedir. Birçok büyük şirketin reklam departmanı Ali Saydam ile aynı fikirde değil yani.

Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı. Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum: İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… Yani blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da…

Blog ile site arasındaki farklar şekilseldir aslında; ama muğlak olduklarına katılıyorum. Yine de, Sayın Saydam’ın çevresinde Internet’i pek de kavramış birilerinin olmadığı açık.

“Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum

Yapmayın yahu! Yazınızdaki iddiaların hiçbirinde nesnellik ya da ölçülebilirlik yok ki!

“İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… “

Pozitif – negatif mesaj nedir?

GNU/Linux, tamamen Internet üzerinde gelişen bir fenomen. Wikipedia da, Google’da öyle.

GNU/Linux sistemlerin gelişmesi, bu pozitif mesajlar sayesinde oldu.

Hatırlamıyor musunuz, Time’ın düzenlediği yarışmada 4 kelime İngilizce bilmeyen sürüyle Türk, Atatürk’e oy verdi. Yüzbinlerce. O zamanlar Türkiye’de internet kullanan 2 milyon insan yoktu.

Amazon, internette kurulup internet sayesinde büyüyen dev bir şirkettir.

Google’da öyle, YouTube’da.

Wikipedia, internet üzerinden yürüttüğü kampanya ile yaklaşık 35.000 kişiden bağış topladı.

Firefox, internet kampanyaları ile %35′lik pazar payı gibi bir rakama ulaştı; artık bir marka ve vakıftır. Web sunucusu piyasasının %70′ini elinde tutan Apache’de, internetteki olumlu mesajların doğru yerlere ulaşmasının sonucudur. Apache de, bir vakıftır ve gelirleri de az filan değildir.

Zekanızdan çok tombilliğinizden söz ediliyor olması konusunda başka olasılıkları da düşünmelisiniz belki.

Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Sonuçtan çıkardığım sonuç:

1.Internet sitenizin fiziki bir binası bulunmalı. Önemli olan fikirler değildir, gayrimenkullerdir. (Dünyada mekan, ahirette iman). Yeni ortaya çıkan düzen (Internet), eski düzende mücadele eden erke göre uyarlanmalıdır.

2.Sitenizin itibarı açısından etkileşimli olması şarttır. Bu açıdan bakarsak, Google’ın, Technorati’nin, Veropedia’nın filan Akşam gazetesi kadar itibarı yoktur. Çünkü bu sitelere yorum yazamazsınız.

3.Müşteriniz olmasa bile, CRM (Müşteri ilişkileri yönetimi) yazılımı şarttır; üstelik bu yazılımın ciddi olması gerekmektedir. Sulu, muzip ya da lakayt CRM yazılımlarına dayanan siteniz değersiz olacaktır. Mesela, Tomshardwareguide, imdb, beyazperde.com filan gibi siteler hiç ciddiye alınmamaktadır, zira ciddi, hatta gayrı ciddi CRM yazılımları kullanmazlar.

Dolayısıyla, bu yazdıklarımın da bir önemi yoktur. Zira ben de CRM yazılımı kullanmıyorum. (neden kullanayım ki?)

Siz hangi CRM yazılımını kullanıyorsunuz Ali bey?




8 yorum “Ali Saydam ağzından Internet”

  1. Selçuk Hoca :

    Ara 08, 07 at 2:43 pm

    Aslında ortada daha büyük bir gerçek var. Şu an söz söyleme makamında bulunan kişiler (gazeteciler, yazarlar, yöneticiler v.s.) yaş ve baş itibariyle internet kuşağından değiller. İnternet kullanımları, alışkanlıkları, interneti kavramaları belirli bir seviyede. Dolayısıyla Türkiye’de internetin, blogların hayata müdahil olabilmesi için internet kuşağının orta yaşlara yani söz söyleme makamına gelmesi gerekiyor. Yani biraz zihniyet değişikliğine ihtiyaç var…

  2. can :

    Ara 08, 07 at 10:24 pm

    Internet yalan kardeşim, yok öyle birşey ya! Giriyoruz orda görünüyor asuman18f , ee sohbet ediyoruz kontör istiyor , yolluyoruz sonra irtibatı kesiyor. Google denilen sevimsiz, abartılan, ne amaca hizmet ettiği tam olarak çözülemeyen nesneyede giriyorum asuman18f’i yok, bulamıyor.Facebook mudur feyizbuk mudur ne zıkkım olduğu bilinmeyen yerdede aratınca yüzlerce asuman çıkıyor kardeşim. Ben çalışan bir insanım. Yüzlerce asumanın her birine de yazacak vaktim yok ki benim! Bir tane asuman istedim o da yok, yok, yok! Wikipedia denilen oluşuma ne demeli? Giriyorsun birşey aratacam diye, kenarda şurda burda birsürü kafa karıştırıcı obje! AAA bu neymiş? diye bakasım geliyor sonra bir bakmışım internetin ıhsız bir yerinde yapayalnızım? Bunu kim izah edebilir bana ya? Internet denilen yalanlar diyarında reklamlarda yalan! Kimse burdaki reklamlara inanıpta alışveriş filan etmez! Eminönünden iki tane işportacı getiririm ürnünü en iyi şekilde pazarlar ama internete kim inansın? İşportacı karşında duruyor, bizzat ürüne ben kefilim dedikten sonra ben tutup birde internette göremediğim, bulamadığım asumanlaramı inanayım yahu? Ali Saydam’a sonuna kadar katılıyorum, kendisi zeki bir insandır, bıngıldağı da son derece seksidir, simetriktir, internette yazılanlar gibi şekilsiz bir yağ bezesi görünümünde asla değildir! Size de bu yazıyı hiç yakıştıramadım…

  3. Serkan Altuntaş :

    Ara 09, 07 at 6:01 am

    Böylelerine “iyi ki bir kelime öğrendin hadi onu da sokuştur araya…” diyoruz.
    Sayın Saydam’ı eğer CRM dışında havalı kısaltmaya ihtiyacı olursa benim bloğuma davet ediyorum. Hem zaten ekonomi ve iş çevrelerinde takılmak eskisi kadar popüler değil yazılarının içine iki PCR, üç SDS-PAGE koyup biraz da bilimci titresi kazandırdık mı havasından da geçilmez artık.

  4. Lyn :

    Ara 10, 07 at 4:04 am

    İnterneti messenger-sohbetle eş değer görenlerin farklı bir versiyonu gibi olmuş Ali Saydam’ın değerlendirmesi, maalesef, ki iletişim dersi veren onun pozisyonunda birinin böyle bir konuda içi bu kadar yorumlar yapmasını da üzüntüyle karşılıyorum. algılama yönetimi öğretirken, interneti algılamaktan bu kadar mı uzak olabilir, diye düşünmeden edemiyor insan.

    Genel bir bilgi, ne de kişisel kullanıcı deneyimi olmadan, bir/birkaç site üzerinden genelleme yapmak; öndeki ağaçlardan ormanı görememek gibi bir şey. Meyvesini sevmediğiniz birkaç ağaç yüzünden tüm ormanı göz ardı etmek, anlaşılır değil.

    Konunun dikkatinizden kaçmamış olmasına sevindim, Barış bey. Ben de rahatsızlığımı Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız? yazımda blirterek konuya değinmiştim. Burada da yerinde yorumlarınızla bahsettiğinizi görünce, güzel bir yazı olduğunu söyleyip, teşekkür etmeden geçmek istemedim. sevgiler…

  5. levent soyarslan :

    Ara 16, 07 at 12:43 pm

    ali saydam’ın şu yazısında ki “garipliği” fark edecekmisin bakalım?

    http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/21/yaz101-30-129.html

  6. Barış Atasoy :

    Ara 16, 07 at 3:57 pm

    Çok başarılı bir resim kullanmışlar, yalarım o arabayı:P Anadolu ateşi de dondurma için ironik olmuş.

  7. Ali Saydam’a özel blog similasyonu, herkes faydalanabilir : ) at hayal ofisi / the vision office :

    Ara 19, 07 at 6:39 pm

    [...] Ali Saydam ağzından Internet [...]

  8. Uğur Özmen’in kaleminden “Ali Saydam ve kendini doğrulayan kehanet!” at hayal ofisi / vision office :

    Oca 15, 08 at 12:33 pm

    [...] gerektiğini bilmemiz gerekir. www.pozitifpc.com editörü Barış Atasoy 8 Aralık’da , “ölçülebilirlik” üzerinde harikalar yaratmış. Akademisyen tarafım, ölçümler üzerine odaklanmamı söyler. Beğendiğim bu yazının [...]


Siz de birşey söyleyin!