Kişisel Yayıncılık
Apple Macintosh, grafiksel kullanıcı arayüzünü yaygınlaştırdığında, ortaya yepyeni bir kavram çıktı: Desktop Publishing, yani masaüstü yayıncılık.
Masaüstü Yayıncılık, isteyen herkesin yayıncı olabileceği düşünü ortaya attı; ancak geniş anlamda yaygınlaşmadı. Çünkü, siz ancak içeriği üretecek ve sayfa tasarımını yapacak kişiydiniz; Entelektüel ürününüzü geniş kitlelere yayabilmek için yine bir matbaa ve dağıtım kanalına bağımlı kalıyordunuz.
Dolayısıyla, masaüstü yayıncılık devrimi, sadece okul gazeteleri gibi kısıtlı girişimleri önünü açtı. Geniş kitlelere ulaşabilmek hala hayaldi.
Ardından Internet geldi. Herkes deli gibi siteler açmaya koyuldu ve çok ciddi miktarda, hatırı sayılır kısmı değerli bilgi üretildi. Ancak bir sorun vardı; matbaa ve dağıtım kanalı ihtiyacı ortadan kalktığı halde, geniş kitlelere ulaşmak hala zordu. Çünkü insanlar, birbirlerinden ve başkalarının yaptığı sitelerden kolay kolay haberdar olamıyordu.
Sonra arama motorları ve dizinler devreye girdi. Bu devrimin kaymağını yiyen Google sayesinde, artık herkesin sitesi ya da blogu, geniş kitleler tarafından fark edilebilir durumda.
Ben buna kişisel yayıncılık devrimi diyorum. Tek bir kişi, kendi yaptığı siteyle milyonlara, hatta milyarlara sesini duyurabilir. Hala işler zordur; ama mümkündür ve örnekleri vardır.
Zamanında çıkardığımız Pozitif PC dergisi, zaman zaman aylık 36.000 download gibi rakamlara ulaştı. Küçümsemeyin; bugünkü Evrensel gazetesine göre, Taraf gazetesi artık ortalama 8.900 satıyor. İçinde birsürü kıymetli ve tanınmış gazetecinin olduğu, sokakta satılan, televizyonda reklamı yapılmış, en azından milyonlarca dolar para harcamış bir girişimden bahsediyoruz.
Kişisel yayıncılığın önü açık, ama bazı problemleri olduğunu görmemiz gerek.
Bunları kısaca özetlemek isterim; unuttuğum birşeyler varsa lütfen yorumlarınızla gerekli eklemeleri yapmaktan çekinmeyin.
1.Kişisel yayıncılık, maalesef kendini kurumsal bir olgu olarak pazarlayamadı. Bahsettiğim, çoğu medya gruplarına ait geniş ve herkese hitap etme amacında olan portallar değil. Daha küçük; bazen 1, bazen birkaç kişiden oluşan, çoğunun bir telefonu bile olmayan girişimler.
Basın kartı alamıyoruz örneğin. Dolayısıyla, bazı insanlar ve kurumlar bizi ciddiye almıyor. Bence en ciddi sıkıntı budur.
2.Basının uyması gereken -ama nedense uymamakta direndiği!- “basın ahlak ilkeleri” gibi bir çerçeveye girmemiz gerek. Sözgelimi, çoğu sitede bırakın hakareti, sürüyle küfür içeren yazı ve yorumlara rastlıyorum. Bu kadar çok insanın yayın yapabildiği bir ortamda elbette öz disiplin sağlamak mümkün değil; ama “kişisel yayıncı” sıfatıyla, bu işe soyunanları akredite edecek bir kurum olmalı. Bu kurum, kesinlikle devletin bir organı halinde yapılanmamalı. Bunu kendi içimizde, ama kesinlikle ahlaki ve vicdani sorumluluklardan taviz vermeden bizler kurabilmeliyiz.
3.Reklam ve sponsorluk konusunda aracı ve danışman şirketler kurulmalı. Zira, Adsense tarzı reklamlarla bu işin olmayacağı belli olmuştur. Kişisel yayıncı, bunu meslek olarak icra edebilecek düzeyde gelir elde edebilmeli. Şu anki reklam anlayışı içinde, kişisel yayıncılık “hobi” olmaya mahkum. Üstelik, para getirmediği, bunun yaratacağı rekabet ortamı olmadığı için, kalite artışı olmuyor.
4.Gerekirse kişisel yayıncılar kendi aralarında birleşmeli. Son aylarda bu konuda sınırlı da olsa, ümit verici gelişmeler görüyorum. Gururla iddia ederim ki, Pozitif PC e-dergi ile insanlara kişisel yayınların en azından kalite ve içerik olarak son derece rekabetçi, üstün olabileceklerini ispatladık. Pozitif PC’den sonra özellikle bilgisayar temalı e-dergi girişimlerinin sayısında ve içeriğinde kayda değer gelişme olduğunu gördük. İlk başlarda 250 sayfalık bir dergi iddiasıyla ortaya çıktığımızda, çoğu insan bunun yapılabilir dahi olduğuna inanmamıştı; zira dünyada bile 250 sayfalık e-dergi örneği yoktu. Gelgelelim, bu hedefe 3 ay içinde ulaştık. Bugün ortada bunun mümkün olduğunu gösterir bir kanıt olarak duruyoruz ve sadece bilgisayar değil, çok farklı alanlarda da kaliteli e-dergiler göreceğimize inanıyorum; yeterki klasik reklamcılık ve yayıncılık anlayışı kendini dünyaya açıp, dünyada zaten işleyen sistemi görsün.
5.Kişisel yayıncılar, hukuk hizmeti alabilecek şekilde kendini finanse edebilmeli ya da örneğin daha önce bahsettiğim kurum sayesinde bu hizmete ulaşabilmeliler. Zira, klasik medya kazandığı akla zarar parayla birinci sınıf avukatlık hizmeti alarak ya da tazminat davalarına katlanarak hemen hemen her istediğini yapma hakkına sahip. Oysa, aylardır haksız şekilde erişimi engellenen wordpress sitesine karşı bile şimdiye kadar hukuki yollardan bir sonuç elde edebilmiş değiliz; çünkü prosedürü takip edecek ve elini cebine atacak kişiler/kurumlar mevcut değil.