Etrafınızdaki 20 insan, size ineğin aslında öküz olduğunu söylüyor. Ne yaparsınız? Bire bir ya da bire iki gibi daha “adil durumlarda” çoğunuz itiraz edersiniz.Gelgelelim, sosyal psikoloji deneyleri, sayılar büyüdükçe koyunluğumuzun arttığınızı söylüyor. Sonuç? Çoğumuz, “Mea Culpa, tamam, öküz” der.
Solomon Asch, 1953′de meşhur deneyini yapıyor: Tahtaya birbiriyle farklı uzunlukta çizgiler çiziyor hoca, bir denek var ve sınıftaki diğer öğrenciler “hocanın adamları”. Hepsi, farklı uzunluktaki çizgilerin eşit olduğunu söylüyorlar. Deneklerin %30′undan fazlası, yanlış olduğunu bile bile, “evet, çizgiler eşit” diyor. Çoğu denek büyük bir gerginlik hissediyor, ne de olsa kara koyun olmak böyle birşeydir. Kimse sizden hoşlanmaz…
Akademik çevrelerin bir kısmı deneye itiraz ediyor; gerekçe olarak da “zaten dersten sıkılmış olan öğrencinin, tartışmaya girerek sıkıntısını daha fazla artırmak istememesini” ileri sürüyorlar. Eh; az çok makul bir gerekçe bu. Ama sonuç değişmiyor. Eğer yeteri kadar yandaş bulursanız, çoğu insana “dünya düz” dedirtebilirsiniz. Sonra bu “resmi görüş, resmi ideoloji” olur. En sonunda, “çoğulcu” adı verilmiş, “çoğunlukçu” demokrasi kurallarına göre kanunlar çıkarır ve doğruyu söyleyenleri içeri tıkarsınız.
İçeri tıkmaktan bahsetmişken, Stanford hapishane deneyinden bahsetmemek olmaz. Lakin bahsetmeyeceğim; zira uykum var(!).
Etrafınızdaki çoğu olaya yakından bakın. Birkaç sene önce, Paris’te metroda bir kadına tecavüz ediliyor ve 36 kişi seyretmekle yetiniyor. Çünkü herkes eninde sonunda birinin müdahale edeceğini düşünüyor.
Türkiye’de sokakta bir herif karısını dakikalarca bıçaklıyor, bırakın halkı, polis bile istemeyerek, kameraları görünce, o da “lütfen” müdahale ediyor. (Oradaki polis ben olsam, önce herifin kafasına, sonra ayağına, sonra da havaya ateş ederim! Tersten mi oldu? Olsun.)
Internet de koyunlaşıyor. Bunu blog hadisesine adım attıktan sonra gördüm. Demek ki, grup büyüdüğünde, o ortamdan bir daha hayır gelmiyor. Aynı fikirde olabilecek, daha doğrusu çıkarları için hertürlü şeyi yapacak adamların sayıca çok olduğu gruplardan maraz doğuyor.
2 yorum yapılmış.
Bu yazıya neden hala yorum gelmemiş yahu, ayıp günah!
Üstad (evet, blog dünyasında gerçek tek blog üstadı olarak seni görüyorum) realiteyi çok güzel özetlemiş.
- off the record -
yalaka diyenin alnını karışlarım, ben wolkancalara nahnulara falan pagerank vs için yavşamıyorum
- off the record -
rep olsa verirdim o derece
Üstad tanımlamana samimi olarak katılmıyorum, çünkü çoğu zaman “çalaklavye” yazıyorum. Hani yazdığım yaklaşık 500 yazıdan, herhalde 5inden anca memnun kalırım. Ama şu varki elimden geldiğinde çok, düzenli ve subjektif yazmaya çalışıyorum. Subjektif’e vurgu yapayım burada; çünkü yanlış anlaşılıyor. Mesela tutup gayet objektif yazılabilecek bir konuda -mesela şu Asus eee- kendi fikirlerime ağırlık veriyorum. Ben Asus’un ürün tanıtım sitesi değilim, bana reklam filan da vermiyorlar ki “aman güzel şeyler yaz ha” desinler. Şahsen yeni bir ürün alırken, anandtech, pclabs ne demiş diye bakmıyorum. Sitesine girip özelliklerini inceliyorum. Benim yazımla ikna olup kaç kişi asus eee alır bilemem. Ama çoğu sitenin “kardeşim zaten laptop yalan hadise, maksat tatilde chat yapıp maillara bakmaktır, ölü bir fiyata satarsalar hafif diye alırım, onun dışında da işim olmaz” gibisinden birşeyler yazabileceğini sanmıyorum. Blog, idealize edilmiş şekliyle “gazete” olmamalı (hoş bizde objektif gaztete yoktur, dünyada da azdır ayrı). Ciddi gazeteler bile, okuyucuya biraz da yorum sunmak amacıyla köşe yazarı besler. Bizde onların görevi genelde aportta beklemek mesela.
Bunun dışında farklı konularda -siyaset, sosyoloji filan- birşeyler karalamak hoşuma gidiyor. Mesela anayasayı değiştiriyoruz, daha doğru hafif modifiye eiyoruz. Bana göre son derece kifayetsiz ve dostlar alışverişte görsün diye yapılan bazı değişiklikler, ne bileyim Şahindi şimdi doğan görünümlü şahin olacak. Tutup kimse bu konuda birşey yazayım dememiş. Sıkıldım bende yazmadım, çünkü müteaddit defalar (anayasadan bahsediyoruz biraz lugat parçalayalım da insanlar “aa bu herif bilio lan, benim anlamadığım kelimeler kullanmış” desin;) Türk blogcusu nerde yaşar diye sordum ama cevap gelmedi. Mesela Fransada filan anayasa değişse yer yerinden oynardı, bana göre de gerçekten büyük bir hadise. Ama herhalde insanlar yeni Nokia 7900′un hayatlarında daha büyük değişiklikler yapacağına inanıyorlar ki, anayasadan filan bahsetmek akıllarından geçmemiş. Sonra aynı adamları “abi böle de fiyat olurmu yaa allahın bulgaristanı bizden daha ucuza Internet kullanıo be” diye yorum yaparken görüyoruz. (protesto düzeyi bundan ibaret ama, anonim küfür edip sıvışmaktan öteye geçemiyor)
Zaman zaman blogun yemek kitabı formatında olmamasından dolayı şikayet aldığım oluyor, o da ayrı bir mesele.
Pagerank yavşaklığı ayrı bir kanayan yara. Dün gece engadget ve bizdeki technorati authority’si “soyut” şekilde iteklenmiş bir blogu yanyana koydum. Biri 2000′lerde, öbürü 37.000′lerde. Zaten düdük kadar bir akvaryumdayız ama birileri irili ufaklı balıklar görünce kendini okyanusta sanıyor. Ben yalakalıktan çok aptallığa kızıyorum, en azından akıllı bir yalaka iyi kötü az da olsa sağduyu ve zeka sahibi olur. Asch deneyini bu duruma şöyle uydurabiliriz, birsürü adam çapaçul işlere “bu iyidir,çok güzel, ilgiyle izle bak” diyor, bizde zaman içinde bu yalanı kabulleniyoruz. Ya da öyle görünmek kolayımıza geliyor.