Yazmaktan sıkılmak ve blogların laneti

Yazmaktan sıkıldım. Günde 5-6 post yazdığım günler oluyordu. Şu sıralar hiç de meşgul olmadığım halde, uzun süredir yazmıyorum.

Her insan kendini bir şekilde ifade etme ihtiyacı duyar. Yemek, seks kadar öncelikli olmayan bir dürtü olduğu halde, yine de bazılarında fazlasıyla güçlüdür.

İlk yazmaya başladığımda, yazdıklarımı kimseye okutma ihtiyacı duymamıştım. Entelektüel bir korku filan değildi; denemek ve iyi ya da kötü yazabiliyor olmak, bana o an için yeterli bir tatmin sağlamıştı.

Egosantrik bir herif olduğum doğrudur. Hatta, sırf önem verdiğim bazı yazılar okunsun diye, sürüyle osuruktan yazı yazdım. Bu blogda yaklaşık 600 yazı var. Tezgahımın üstünde yayınlanmamış en az 1000 sayfa duruyor. O 1000 sayfa içinde değer verdiğim birçok hikaye,deneme, hatta berbat bir roman var; ama bu 600 yazıdan beni tatmin edecek 40 tane yazıyı zor seçerim.

Egoist olmakla egosantrik olmak farklı şeyler. Bazı konularda yazıyor olmamın nedeni, insanlığa karşı sorumluluk hissetmemden. (İnsanlara değil!). Belki çok küçük, önemsiz bir şey yapıyorumdur; ama küçük şeyler de zaman zaman fark yaratabilirler. Çok samimi olarak, daha fazla konuşmak, tartışmak ve şüphe duymak gerektiğine inanıyorum.

Bu bahsettiğim tarzda yazılar yazmaktan entelektüel bir haz aldığımı söyleyemem; en azından bir kısmından. Bir roman yazmaya başladım ve bu, entelektüel hazları doyurmak için kesinlikle çok daha iyi bir yol…

Kısacası, burada yazdığım bazı yazılarla kendim gibi düşünen insanlarla iletişim kurmaya, paylaşmaya ve tartışmaya çalışıyorum. Aslında, benim gibi düşünmenizin önemi yok; hatta benden daha akıllıca, ama söylediklerime ters birşeyler söylemeniz daha çok hoşuma gider. Ortada ne kadar çok fikir ve düşünecek alan olursa, ben kendimi o kadar geliştiririm; başkalarının da geliştiğini görmekten zevk alırım.

Gelgelelim; artık “bloglamak” hoşuma gitmiyor. Zamanında bu iyi bir fikir gibi gelmişti. Değil.

Herkese seslenmeye çalışırken, aslında kimse duymuyor. Küçük bir sosyolojik tesbitinizden zevk alacak biri, tesadüfen Nokia N81 ile ilgili bir blog girdisi okuyor ve “işte bir gereksiz blog daha” diyerek sitenizi terkediyor; ya da tersi. Çok kötü bir okuyucu memnuniyeti sicili. Zaman zaman 5000′e yaklaşan okuyucu rakamları yakaladım ve biliyorum ki, bunların en az yarısı bir şekilde “okuduğum zamana acımadım” diyebilecekken, sadece %10 gibi bir kısmı kendi ilgi alanına giren birşeylere ulaştı.

Blogun şekilsel bir dezavantajı var. Blog denen şey, lanetli.

Bir dergi okurken, elinizde indeks var. Çoğu zaman, 300 sayfalık dergiyi karıştırıp, her yazıyı biraz okuyup, acaba ilgimi çeker mi demezsiniz.

Oysa, SEO oyunları yüzünden, blogları okunamaz hale getirdik. Daha fazla insana ulaşayım derken, sitenize gelen mutsuz okurlar sürüleri yarattık.

Sonuç? Gerçekten çok iyi bir ziyaretçi sayım var. Google sağolsun. Dersimi iyi çalıştım. 3 senedir, hemen her gün, Google’ın nasıl davrandığını anlamaya çalıştım. Bunun karşılığını da hit olarak fazlasıyla aldım. Ama durumdan memnun değilim. Çünkü ulaşmak istediğim insanlara ulaşamıyorum ve blogum umduğum gibi bir etkileşim yaratmıyor. Önemli yazılara doğru dürüst yorum gelmediği halde “osuruktan” diye tabir ettiğim, hiçkimsenin hayatını bir adım ileri götürmeyen konularla ilgili yazılara -cep telefonu vs- akın akın yorum geliyor.

Uzun lafın kısası, uzun süredir keyif aldığım bu hobiyi daha farklı bir formatta sürdürmek niyetindeyim. Kafamda daha netleşmemiş bazı fikirler var. Bunlardan en ağır basanı, blog formatını terketmek ve istediğim ekonomik düzeyi tutturduktan sonra sıfırdan, Wordpress gibi, ama format olarak farklı bir motor geliştirmek ve GPL ile dağıtmak.




3 yorum “Yazmaktan sıkılmak ve blogların laneti”

  1. tepetaklak :

    Oca 01, 08 at 3:24 pm

    symphony 21 var. güzel bir sistem. hem de ücretsiz (http://21degrees.com.au/products/symphony/) wordpress’ten sıkılıp yeni şeyler denemek isterseniz, üzerinde uğraşılacak birşey. fakat XSLT hadisesi insanı baya bir uğraştırıyor. tecrübeyle sabittir.

  2. Serap Durmaz :

    Ağu 09, 08 at 5:43 pm

    Sanırım o % 10′luk kısımda yer alıyorum, bunada çok memnunum. Tesadüfen bu siteye yönlendim ama bilemiyorum kaç saattir geziniyorum. Okuduğum yazılar son derece kaliteli.Her nekadar bazı yazılarda fazlası ile; kendine öz güven, “ben merkezi” ve hafiften ukalalık kokusu almış alsamda, oldukça akıcı bir dile sahip olduğunuzu itiraf etmeliyim.

  3. Barış Atasoy :

    Ağu 09, 08 at 5:57 pm

    Ukalalık değil. Aslında daha fazla okursanız kendimi ne kadar yetersiz bulduğumu göreceksiniz. Tepkim sadece kendini olmadığı yerde gören insanlara karşı. Özgüvenim birçok konuda yüksek,çünkü denediğim şeylerin çok azında hezimet yaşadım. Bunu da üstün yeteneklere filan bağlayacak değilim;çalışıyorum,öğrenmekten sıkılmıyorum. Bunun dışında,teşekkürler:)


Siz de birşey söyleyin!